Buda Milarepa'nın Uygulama Hikayesi- 4. Bölüm

Tarih boyunca, Himalayalar birçok uygulayıcının var olduğu bir bölge olmuştur. Oradaki insanlar basit ve sade bir hayat sürmüştür. Şarkılar söyler, dans eder ve Buda-Fa'ya (Yasa) saygı duyarlardı. Yaklaşık bin yıl önce Milarepa adında bir uygulayıcı o bölgede yaşıyordu. Bir çok Buda ve Pusa bir yaşam süresinde uygulama yaparak birçok acı ve zorluk çekerek aydınlanmaya ulaşmıştır. Fakat Milarepa sadece tek bir yaşamda eşit derece kudretli erdem elde etmiş ve tamamlanmaya ulaşmıştır. Daha sonra Tibbet Budizminin Beyaz Mezhebinin kurucusu olarak ün kazanmıştır.


3.Bölümün devamı : Üçüncü Bölüm İçin tıklayınız


Milarepa anlatmaya devam etti:


"Usta bana geldi ve dedi ki," Şimdi dolu fırtınası büyüsünü kontrol etme yeteneğine sahipsin. Fakat memleketindeki tahılların olgun olup olmadığını bilmiyoruz. Şu anda uzunlukları ne kadar?" Bir süre düşündüm ve sonra:" Bir güvercini saklayacak büyüklükte", dedim .


İki hafta sonra, usta tekrar sordu. Ben de :" Genç saz otu kadar var", diye cevap verdim. Usta:" Hımm, hala çok erken", diyerek cevap verdi.


Bir süre sonra tekrar sordu ve ben ona:" Şuan da bitkilerin kulakları çıkıyor” diye cevap verdim. Ustam da: "O zaman gitme vaktin geldi, git ve dolu fırtınasını büyüsünü gerçekleştir, dedi. Sonra bana eşlik edecek, başka bir öğrenci daha yolladı. O, benim durumumu onaylamak için memleketime giden öğrenci idi. Biz gezgin rahipler kılına girdik ve bu şekilde yolculuğa çıktık.


Bitkiler o yıl, son derece iyi bir şekilde gelişmişti. Birçok yaşlı köylü, daha önce hiç bu kadar iyi bir hasat görmediklerini söylüyordu. Köylüler, herkesin hasat yapmasının ardından beraber büyük bir kutlama yapmaya karar vermişti. Bekledim ve hasada bir iki gün kala köy akıntısına doğru bir sunak inşa ettim. Büyü için gerekli tüm malzemeleri hazırladıktan sonra, sihirli formülleri söylemeye başladım ve sihirli sözleri yüksek sesle okudum. O gün, gökyüzü açıktı ve kilometrelerce hiç bir bulut gözükmüyordu. Yüksek sesle, İlahi koruyucunun adını telaffuz ettim ve ona köylülerin nasıl ailemi mağdur etiğini anlattım ve o esnada göğsüme ve elbiseme vurdum.


O anda hayal edilemez ve inanılmaz olan bir şey gerçekleşti. Aniden, gökyüzünde kara bulutlar oluştu, bu bulutlar katman katman tabaka halindeydi ve çok kısa bir sürede, içlerinde parlayan şimşekler çakmaya başladı ve gök gürültü sesleri buluttan oluşan kulelerden yankılanıyordu. Sonra birden devasa dolu taneleri yağmaya başladı ve sonra tekrar bir dolu fırtınası geldi, bu böyle peş peşe devam etti ve köylülerin hasat etmek için beklediği tarlalar daki mahsulü ezmeye başladı. Bu dolunun etkisi yıkıcıydı ve bir tane tahıl bile bırakmadı ve bunu takiben dağlardan gelen büyük bir sel hasadı aldı götürdü. Köylüler tüm hasadın sel ile beraber akıp gittiğini görünce çığlıklar attılar. En son yağmur fırtınası yağması sebebiyle hava iyice bozuldu ve hava soğudu. Arkadaşım ve ben üşüdüğümüz için yakında ki bir mağaraya gittik ve orada ısınmak için bir ateş yaktık.


O sırada birkaç avcı mağaranın yanından geçti. Avcılar, köylüler tarafından hasat festivali için hayvan avlamaları ve et temin etmeleri için gönderilmişlerdi. Avcılardan biri şöyle dedi: "Ah şu Topaga yok mu, kimse bize Topaga kadar zarar vermedi. O kadar insanı öldürdü ve şimdi de bütün hasadı mahvetti. Onu elime geçirirsem, tüm kanını sıkacağım ve safra kesesini bedeninden keserek çıkartacağım. Bunu yaptıktan sonra bile, öfkem dinmeyecek."


Bunu üzerine içlerinden yaşlı olan bir adam şöyle dedi: "Yine de, yüksek sesle konuşma! Bak orada ki mağaradan duman çıkıyor. Kimler var orada acaba ? İçlerinde genç olan biri:" Bu Topaga olmalı, bu pislik bizi görmemiştir. Gidelim ve köylüleri çağıralım ve o tüm köyü başımıza yıkmadan onu öldürelim." Bunun üzerine oradan hızla uzaklaştılar.


Arkadaşım, bizim aşağı tarafımızda yürüyen birini gördü ve bizi bulduklarını tahmin etti. Arkadaşım:" "Sen geri dönebilirsin" dedi. Ben senin yerine geçeceğim ve sanki senmişim gibi davranacağım ve bir süre onları oyalayacağım", dedi. Dört gün sonra bir pansiyonda buluşmak için anlaştık. O anda arkadaşımın çok güçlü ve cesur olduğunu anladım, bu sebepten dolayı onlu yalnız bırakmak konusunda endişelenmedim.


O sırada annemi görmeyi çok istiyordum, fakat köylülerin bana zarar vermesinden korkuyordum. Bu yüzden köyümü terk etim ve başka bir yöne giderek köyümden uzaklaştım. Maalesef yol boyu bir vahşi köpek beni defalarca ısırdı ve ayağım yaralar ile kaplandı. Bu sebepten dolayı topallayarak ilerlemek zorunda kaldım ve pansiyona zamanında yetişemedim.


Peki, arkadaşıma ne olmuştu? O gün ayrıldıktan sonra, köylüler beni öldürmek için bir araya toplanmıştı. Arkadaşım, atlara ve erkeklere doğru hücum ederek, onları sağ sola doğru yere yıktı. Kalabalık ona tekrar saldırdığında onlardan kaçarak uzaklaştı. Kalabalık hızlı koştuğunda hızlandı; kalabalık yavaşladığında o da yavaşladı. Köylüler ona taş attığında, arkadaşım daha büyük taşları atarak onlara cevap verdi. Son olarak onlara bağırarak şöyle seslendi: "Beni dövmeyi denerseniz, size merhamet etmeyeceğim, bir ölüm büyüsü yapacağım, ben o kadar insan öldürdüm ve o kadar mahsülünüzü yerle bir ettim. Benden korkmuyor musunuz? Eğer Anneme ve kardeşime iyi davranmaz ve kötülüğe devam ederseniz, köyün girişinde bir hayalet-gölü kurarım ve sizin üzerine şeytani bir büyü okurum. Siz ve ailenizden geri kalan herkes yok olur! Bu köy yerle bir edilmeden de durmam, duydunuz mu ? Korkmuyor musunuz?"


Onun sözleri köylüleri derinden etkilemişti ve çok korkmuşlardı. Birbirlerine bakarak mırıldanmaya başladılar ve kimsenin bir adım daha atacak cesareti kalmamıştı. Sonunda, birer birer, köye geri döndüler.


Arkadaşım pansiyona benden daha önce geldi. Pansiyon sahibine gezgin bir keşişin buraya uğrayıp uğramadığını sordu. Pansiyon sahibi biraz düşündü ve :“Burada değil, karşı köyde bir festival var, büyük ihtimal arkadaşını oraya gitti. Onu gördüm, galiba ayağından yaralanmış. Senin kasen var mı ? Yoksa sana bir tane vereyim. Bunun üzerine Yama'nın (Ölüm tanrısı) yüzüne benzeyen gri bir kase verdi. Sonra arkadaşım festivale gitti ve dilenerek sadaka istedi. Orada beni buldu. Yanımda oturdu ve dedi ki: “Neden dün gelmedin?” Ben ona :"“Birkaç gün önce, sokakta dilenirken, birkaç kez vahşi bir köpek tarafından ısırıldım. Şimdi biraz daha iyim. Endişelenecek bir durum yok, dedim."


Sonra ikimiz de ustamıza geri döndük. Usta bizi karşıladı ve :"İkiniz de harika bir iş çıkardınız”,dedi. Biz şaşırdık ve usta bunu size kim söyledi ?, diye sorduk. Usta:" İlahi Muhafız söyledi. Bu sefer onu ben oraya yolladım. Dolunay da geri geldi ve bana olanları anlattı. Bu hepimizi mutlu etti."


Bu hikayeyi tamamladıktan sonra, saygıdeğer Milarepa, onu dinleyen öğrencilerine, " işte bunlar intikam almak için yaptığım kötü işler”, dedi.


Bunun üzerine Rechungpa bir soru sordu: "Ustam siz, ilk başta kötü karma ve sonra iyi karma kazandığınızdan söz etiniz. İyi karma, doğru Dharma’dan gelir. Peki sizin, doğru Dharma'yı elde etmek için önceden belirlenmiş karmik bir ilişkiniz neydi ?"


Milarepa:" İlerleyen zamanlarda işlediğim günahın farkına vardım ve büyülerimin ve dolu fırtınasının yarattığı tahribattan dolayı pişmanlık duymaya başladım. O günlerde, gerçek bir Dharma öğrenme istediği gün geçtikçe güçlendi. Çoğu zaman yemek yemek istemiyordum ve uyumakta zorlanıyordum. Yürürken oturmak ve oturduğumda yürümek istiyordum. Çok huzursuzdum ve yaptığım yanlışlardan dolayı vicdan azabı çekiyordum. Bu dünyevi dünya bana anlamsız geliyordu, fakat doğru Dharma'yı öğrenmek istediğimi, bir türlü söylememe cesaret edemiyordum. Kafamda içinde sık sık şu soru beliriyordu: "Ustam ile beraber doğru Dharma'yı burada öğrenme fırsatım olacak mı acaba ? Ne yapmam gerekiyor?


Düşünmeye ve endişelenmeye devam ederken, şöyle bir durum gerçekleşti: Usta'ya sadaka da bulunun zengin bir adam vardı. Bu sadaka veren aile çok fazla mülkiyete sahipti. O adam, derin bir inanç ile Usta'ya bağlıydı ve ona saygılı bir şekilde olabildiğince yardım ediyordu. Bu sadaka bağışlayıcısı aniden ciddi bir şekilde hastalandı ve Ustaya evine gelip, ona dua etmesi için davet etti.


Tam üç gün sonra, ustam solgun bir yüz ile döndü ve zorla gülümsemeye çalıştığı fazlasıyla belli oluyordu. Ona sordum:" Usta, neden yüzün bu kadar solgun? Neden sürekli gülümsemek için kendinizi zorluyorsunuz ?


Ustam iç çekti ve şöyle dedi :"Bu dünyada hiçbir şey ebedi değil. Bana inancı en fazla olan, en iyi sadaka bağışlayıcısını kaybettim. Düşünüyorum da, dünya çok üzücü bir yer. Benim gibi yaşlı bir ihtiyar :" Gençliğimden başlayarak, bugüne dek saçlarımın beyaza dönene kadar kara büyü ve dolu fırtınası ile uğraşarak karma yarattım. Sen genç olmana rağmen sende kara büyü ve dolu fırtınasından dolayı karma elde ettin. Korkarım ki, gelecekte bu kötülükleri ödemek zorunda kalacağım."


Bunu duymak beni şaşırtmıştı, bunun üzerine ustama şöyle sordum: Öldürdüğümüz canlıları düşünüyorum da, Ustam siz onların tekrar Tushita cennetin de dirilmelerini ve kurtulmalarını sağlayabilir misiniz ? Usta şöyle cevap verdi: "Hiç kimse onları kurtarma yeteneğine sahip değildir. Bugünden itibaren gerçek Dharma'yı uygulayacağım, sende bana öğrencilerime öğretmemde yardım edebilirsin dedi. Bu sayede sizi Tushita cennetine götürebilir ve sizi kurtarabilirim. Ya da sen Ddoğru-gerçek Dharma'yı çalışabilir, beni Tushita cennetine yönlendirip kurtulabilirsin. Sana Dharma'yı bulman için, gerekli olan her şeyi temin edeceğim.


Bunu duyduğuma çok sevinmiştim! Günlerdir sadece bunu düşünüyordum ve nihayet bu hayalim gerçek olmuştu. Bu yüzden Ustam'a:" Doğru Dharma uygulamaya hazırım!" Ustamın cevabı ise:" Sen daha çok gençsin. Ayrıca gayretli bir kalbe ve güçlü bir inanca sahipsin. Bu sebepten dolayı, senden tüm kalbinle Doğru Dharma'yı çalışmanı istiyorum!, diye bana haykırdı."


Ustam daha sonra yolculuk için gerekli kıyafetlerimi hazırlamam için bana yardım etti. Ustam en kaliteli elbiseleri bir atın üzerine koydu ve at ile beraber bana verdi. Bana Tsangrong'da, Rangton Lhaga isminde tanılan bir bilge yaşadığını ve ondan öğrenmem gerektiğini söyledi. Ustam ve karısına veda ettikten sonra, Tsangrong'a gittim.


Rangton Lhaga'nın karısı ve birçok öğrencisi onun burada olmadığını ve başka bir tapınağa ziyarete gittiğini söylediler. Onlara Yungton Trogyal'in beni buraya yönlendirdiğini ve hikayemi anlattım. Karısı bir Lama'yı çağırdı ve ondan beni Rangton Lhaga'nın yanına götürmesi için ricada bulundu. Oraya vardığımda hediyeleri sundum ve şöyle söyledim:" Ben çok büyük günahlar işledim. Lütfen, bana merhametinizi bağışlayın ver ve bana yeniden doğuşun ötesinde kurtuluş için gerekli yöntemi öğretin.


Rangton Lhaga bana şöyle cevap verdi:" Yöntemim ve çalışma şekli şu şekildedir. Kök, olağanüstü bir doğadan gelir, geçişi ise olağanüstü bir süreçtir ve meyvesi de olağanüstü bir tezahürden kaynaklanır. Gündüzleri onun hakkında düşünürsen, gündüzleri onu elde edersin, eğer geceleri onun hakkında düşünürsen, o zaman onu gece elde edersin. İyi doğuş kaliteye sahip olanlar için düşünme faaliyeti gereksizdir. Dharma’yı duyduğun anda kurtulacaksın. Ben sana öğreteceğim."


Sonrasında Usta benim için Abhisheka yaptı ve bana mısraları öğretti. O zaman kendi kendime şöyle düşündüm: “Geçmişteki büyüleri öğrendiğimde, on dört gün sonra etkisini görebildim; Dolu Fırtınası yeteneğini yedi gün sonra elde ettim. Ustanın bana öğrettiği bu şeyler çok daha kolay. Gündüz veya gece olsun, daima onu düşündüğüm sürece, onu elde edeceğim. Karmik bir ilişkiye sahip olanların ise düşünmeye bile ihtiyacı yok. Bu Dharma'yla karşılaşabildim, demek ki ben iyi bir doğuş kalitesine sahibim." Bu düşüncemden dolayı uygulamaya fazla önem vermedim ve sadece az bir ilerleme kaydettim.


Birkaç gün sonra Rangton Lhaga bana geldi ve bana şöyle seslendi :" Sen büyük günahlar işlediğini söyledin. Bu doğru. Dharma'm hakkında konuştuğumda biraz abarttım. Aslında sana herhangi bir şekilde rehber olamam. Lütfen Lhodrak'taki Drowoöung'a git ve Marpa Chokyi Lodro'yu takip et. O kutsal metinler tercümanı ve çok saygı duyulan büyük bir usta ve aynı zamanda büyük Hintli usta olan Naropa'nın doğrudan öğrencisi. Yeni Mantra Geleneğinin bir uygulayıcısı olarak, Üç Dünya Çemberine ulaştı. O aynı zamanda üç diyar seviyesine de ulaştı. Ayrıca sen, onunla önceki hayatından karmik bir ilişkiye sahipsin. Lütfen git ve onu bul!


Tercümanların Kralı Marpa ismini duyduğumda, kalbim neşeyle doluydu. Saçlarım diken diken oldu ve yanaklarımdan gözyaşları aktı. İçimden muazzam bir his, neşe ve hayranlık duyguları ile karışık bir duygu belirdi ve görülmemiş bir inanç ortaya çıktı.


Yolculuk için gerekli azık ve Rangton Lhaga'nın bir mektubu ile, yola çıktım. Yol boyunca sürekli düşündüm ve Usta ile tanışmak için sabırsızlandım.


Drowolung'a gelmeden bir önceki gece, Usta Marpa, Naropa'yı rüyasında görmüş ve rüyasında Naropa onun için Abhisheka gerçekleştirmiş. Naropa ona, ucunda biraz kiri olan bir Yeşimvajra ve üstüne içinde tatlı çiy bulunan altın bir şişe vermiş ve şöyle seslenmiş:" Lütfen Vajra'yı tatlı çiy ile temizle ve bu büyük binanın tepesine as. Bu, Buda'ları memnun ve bu dünya da yaşayan canlıları memnun edecektir. Bunu yaptığın takdirde iki şeyi başaracaksın." Bu sözleri söyledikten sonra gitmiş. Talimatlara uyan Marpa, Vajra'yı çiy ile temizlemiş ve yükseğe asmış. Varja aniden ışık saçmış ve üç bin dünyayı aydınlatmış. Işık, Altı Yol (reenkarnasyon) da yaşayan tüm canlıların üzerine parlamış ve tüm acıları, üzüntüleri ortadan kaldırmış. Büyük bir neşe ile, tüm canlılar Marpa ve binanın önünde diz çökmüş. Aynı zamanda, Ganj nehrindeki kum taneleri kadar sayısız Buda'lar da kutsamalarını sunmuş.


Marpa sabah uyanmış ve kalbi mutluluk ile dolup taşmış. Rüyasını düşündüğü esnasında, karısı acele bir şekilde gelerek ona şöyle seslenmiş: "Usta, dün gece bir rüya gördüm. Oddiyana'dan (Hindistan'da Vajrayana Budizminin ya da diğer adıyla Gizli Mantra'nın geliştirildiği bir yer) iki genç ve güzel bayan biraz kiri olan yeşil bir pagoda getirdi. Onlar Naropa'nın bu pagodaya ışık açılması ve dağın tepesine yerleştirilmesi talimatını verdiğini söylediler. Ben pagodayı çiy ile temizledim ve dağın tepesine yerleştirdim. Pagoda aniden parlak ışık yaydı ve sayısız küçük pagoda'lar oluştu. Bana bu rüyanın ne anlama geldiğini söyler misiniz? "Usta bu rüyayı duyduğunda, bu rüyanın kendi rüyası ile aynı olduğunu bildiği için içten içe çok mutlu oldu. Fakat Usta, sevincini bastırdı ve ciddi bir şekilde dedi ki: "Bu sadece bir rüya, rüya rüyadır gerçek değil, ne anlama geldiğini bilmiyorum, bugün tarlayı sürmem gerek, bunun için gerekli hazırlıkları yapabilir misin ? Bunun üzerine Usta'nın Karısı şöyle dedi:" Sizin gibi saygın bir usta böyle bir iş yapmamalı, insanlar bize gülecekler, lütfen gitmeyin. Fakat Usta onu dinlemedi ve ona :"Lütfen bana bir sürahi şarap getir. Bugün genç bir konuğu ağırlamak zorundayım." Daha sonra şarap ve aletler ile tarlaya gitti.


Marpa Tarlaya geldiğinde, şişeyi yere koydu ve bir şapka taktı. Bir süreliğine tarlayı sürdü ve daha sonra ara vermek ve bir şeyler içmek için oturdu.


O zamanlar neredeyse Lhodrak sınırına ulaşmıştım ve tercümeler kralı Marpa'yı nerde bulabileceğimi insanlara soruyordum. Kimse daha önce bu ismi duymamıştı ve bu beni çok şaşırtmıştı. Lhodrak'ı görebildiğim kavşakta, tekrar birilerine sordum. O kişi şöyle dedi:" Marpa isminde birisini tanıyorum, ama çeviri kralı hakkında hiçbir fikrim yok." Bana Lhodrak'ın nerede olduğunu söyleyebilir misin?”, diye sordum. "Orada! Buradan çok uzak değil", diye cevap verdi ve önümüzde ki vadiyi işaret etti. "Orada kim yaşıyor?, diye sordum. Oda "Marpa", diye yanıtladı. "Başka isimleri de var mı?, bunu öğrenmek istiyorum. “Bazıları ona Marpa diyor ve bazıları ona Usta Marpa diyorlar,” diye yanıtladı. Bunu söylemesi üzerine, tanışmak için çok hevesli olduğum ustanın o olduğunu anlamıştım.


Sonra :" Bu dağın adı nedir, diye sordum - Buraya Dharma'nın yayıldığı yamaç deniliyor, cevabını aldım. Dharma'nın yayıldığı yamacı da Usta'nın yerini görebileceğimi düşüncesi ve bu karmik ilişki beni çok memnun ediyordu. Sonra tekrar birine yol tarifi sordum. Bir süre sonra bir grup çoban geçtim ve tekrar sordum. Yaşlı bir adamı tanımadıklarını söylediler, ama iyi giyimli sevimli bir çocuk cevap verdi: “Galiba sen babamı soruyorsun, tüm eşyalarımızı altın karşılığında sattı ve Hindistan'a gitti ve kendisi ile beraber bir çok yazı getirdi. Normalde tarlada hiç çalışmazdı, ama bugün nedense tarlada çalışıyor." Bu o olmalı, diye düşündüm". Aynı zamanda, olağanüstü tercüman ustasının neden tarlada çalıştığını düşündüm. Yürürken bunu düşünüyordum. Birden Tarla kenarında, iri yarı ve açık gözlü bir Lama gördüm. Kalbim de inanılmaz bir mutluluk belirdi ve bir an için çevriyi komple unuttum. Sonra tekrar kendime geldim. Onun yanına gittim ve : "Büyük Usta Naropa'nın öğrencisi, Usta Tercüman Marpa burada mı yaşıyor?”


Lama, baştan aşağı uzun bir süre dikkatlice bana baktı sonra :" Sen kimsin ve onu neden arıyorsun", dedi?


Şöyle cevap verdim: "Ben Tibet’in uzak bir köşesinden geldim ve büyük günahlar işledim. Marpa meşhur biri ve buraya Dharma'yı ondan öğrenmek için geldim."


Lama, "Seni onun yanın götüreceğim". Lütfen benden aletleri al ve tarlayı sür, dedi.


Sonrasında şapkasını çıkardı ve yerde ki şişe için uzandı ve şaraptan bir yudum aldı. Gerçekten de, hoşuna gidiyor gibiydi. Sonra şişeyi indirdi ve gitti.


O gittikten sonra, şişeyi kafama dikerek kalan şarabı bitirdim. Sonra tarlayı sürmeye başladım. Bir süre sonra çobanlarla birlikte olan sevimli çocuk geldi ve bana:" Hey sen, Usta seni çağırıyor." Benim cevabım ise: "Birisi benim için Usta'ya bir mesaj yollamak için gitti, bu yüzden bu tarlayı sürmeliyim, tarlada ki iş bitsin gelirim. Usta'ya işim biter bitmez geleceğimi söyleyebilir misin? Sonra tarlayı komple sürene kadar devam ettim. Sonra ki zamanlarda, o tarla, önceden belirlenmiş ilişki alanı olarak anılacaktı.


Tarlada ki sürme işi bittikten sonra, çocuk beni Usta'nın yanına götürdü. Üç kat yastık üzerine oturmuş, güçlü Lama'yı sandalyede otururken gördüm. Koltuk, Taurus ve Garuda'nın dekoratif formları ile oyulmuştu. Yüzünü yıkamış gibi görünüyordu, ama kaşların üzerinde, hala biraz toz görebiliyordum. Şişman vücudu tıpkı büyük bir yumru gibiydi ve şişman karnı hemen göze çarpıyordu. O anda bu tarlada tanıştığım adam olmalı diye düşündüm ve Marpa'ya baktım. Usta bana gülümsedi ve şöyle seslendi:" Bu delikanlı beni gerçekten tanıyamadı", Ben Marpa'yım. sana önümde, eğilmeni öneririm”dedi.


İtaatkâr bir biçimde dediğini yaptım, önünde eğildim ve ona şöyle dedim: "Ben Tsang’dan geldim ve büyük günahlar işledim. Vücudumu, konuşmamı ve zihnimi Ustaya adamaya hazırım. Umarım Usta bana yiyecek, kıyafet ve doğru Dharma'yı verebilir. Ayrıca, lütfen bana merhamet edin ve bu yaşamda Budalığa ulaşmam için bana uygulamayı öğretin."


Usta şöyle cevap verdi: "Büyük günahlar işledin. Bu senin problemin, beni ilgilendiren bir mesele değil. Bu karma'yı yaratmanı ben söylemedim. Peki, tam olarak ne gibi kötü işler yaptın ?


Sonra ona geçmişte neler olduğunu anlattım.


Usta, "Tamam, anladım. Vücudunu, konuşmanı ve ruhunu Ustana sunmak, yapman gereken bir şeydir." dedi. Fakat sana Dharma'yı öğretirken yiyecek veya kıyafet temin edemem. Dharma'yı başka bir yerde öğrenirsen, sana yiyecek ve kıyafet sağlayabilirim, ya da başka bir yerde yiyecek ve giyecek temin edebilirsen o zaman sana Dharma'yı öğretebilirim. İkisinden birini seçebilirsin. Bir düşün ve seçimini yap. Sana Dharma'yı öğretsem bile, bu yaşamda belki Buda'lığı elde edemezsin. Bu tamamen senin gayretine bağlıdır.


Ben ise şöyle bir Cevap verdim:" Ben Dharma'yı öğrenmek için geldim. Nereden kıyafet ve yiyecek bulacağımı öğreneceğim. Sonra büyü kitabını çıkardım ve tapınağa doğru gittim. Usta bunu gördü ve 'Lütfen kitabını yanına alma. Senin kitabın da ki, kötü mesajlardan gelen kötü kokuları Kutsal Muhafızı rahatsız eder ve onu hapşırtır. Bunu duyunca şaşırdım: "Görülen o ki, Usta bu kitabın kara sihirler ve büyüler içerdiğini biliyor", diye düşündüm.


Usta bana kalmam için bir oda verdi. Orada dört ila beş gün ikamet ettim ve bu süre zarfında bir deri çanta yaptım. Usta'nın eşi bana çok lezzetli yemekler verdi ve bana iyi davrandı.


Usta'ya sunmam gereken eşyaları temin etmek için, Lhodrak'a dilenmeye gittim. Bana verilen 21 kilo buğdayın 14 kilosunu hasarsız ve pası olmayan büyük bir dikdörtgen bakır lamba almak için kullandım. 1 kg Buğday karşılında ise et ve şarap aldım ve geri kalan buğdayı, kendi ellerimle yaptığım deri çantaya koydum. Usta'nın mekanına geldiğimde çok yorgundum ve çanta pat diye yere düştü. Çanta ağır olduğundan dolayı, hafif bir titreşim meydana geldi ve tüm eve yayıldı. Usta yemek yiyordu ve sesin nerden geldiğini kontrol etmek için çıktı. Beni görünce: “Görünüşe göre sen güçlü bir adamsın. Evi yıkıp beni yok etmek mi istiyorsun? Çok aptalsın. Git ve çıkar onu!" Bu sözlerden sonra beni tekmelemeye başladı. Buğdayı dışarı taşımaktan başka çarem yoktu. O sırada Usta'nın morali bozuk, onu iyi bir şekilde hizmet etmeliyim, diye düşündüm. Fakat kalbim de bir huzursuzluk ve kötü bir düşünceye sahip değildim.


Sonra saygıyla önünde eğildim ve ona büyük bir bakır lamba verdim. Usta onu tuttu, gözlerini kapadı ve bir süre düşündü. Usta çok mutlu ve etkilenmişe benziyordu. Gözlerinden yaşlar geldi. Sonra da: "Bu iyi bir karmik ilişki", dedi. Bu lamba Hintli Usta Naropa için. Usta, saygı göstermek için Mudra uyguladı ve sonra, lambaya bir değnek ile dokundu, lamba bunun üzerine yüksek frekanslı bir ses yaydı. Sonra, lambayı tapınağın içine götürdü ve içine yağ doldurdu ve sonra içine bir tütsü koydu ve tütsüyü yaktı.


Sonra Usta'nın yanına gittim şöyle seslendim : " Lütfen Ustam bana Dharma'yı ve yazıtları öğretebilir misiniz ?


Usta ise şöyle bir cevap verdi:" Dharma'yı benden öğrenmek için birçok kişi Ü-Tsang'dan geldi. Fakat Yamdrok Taklung ve Ling de ki insanlar birçok kez onlara saldırıyor, bu sebepten dolayı bana yiyecek ve elbise getiremiyorlar. Şimdi senden bir Dolu-Fırtınası çağırmanı istiyorum. Başarılı olursan sana öğreteceğim.


Dharma'yı öğrenmek için, tekrar bir Dolu-Fırtınası çağırdım ve başarılı bir şekilde, Usta'nın dediğini yaptım ve tekrar Usta'nın yanına döndüm. Usta bana şöyle seslendi:" İki veya üç parça dolu yağdırdın ve şimdi benim büyük acılar çekerek Hindistan’da elde etiğim Dharma'yı sana öğretmemi mi istiyorsun ? Sana bir şey söyleyeceğim:" Lhodrak halkı öğrencilerimi dövdü ve bana karşı eylemde bulundular. Gerçekten büyü konusunda başarılı isen, o zaman onlara karşı bir büyü yap. Büyün başarılı olduğu takdirde, sana bu hayatta Buda'lığı elde edebileceğin Dharma'yı öğretceğim." Başka bir seçeneğim olmadığından dolayı tekrardan bir Kara-Büyü çağırdım. Bunun üzerine çok zaman geçmeden, Lhodrak da büyük bir kavga meydana geldi ve birçok kişi öldü, ölenler arasında tüm bize karşı olan insanlar vardı. Usta benim büyülerimin etkili olduğunu görünce, bana şöyle seslendi: "Duydum ki, büyülerin çok güçlüymüş. Bu gerçekten de doğru." O günden sonra bana "Güçlü Adam", lakabını taktı.


Sonra Ustadan bir kez daha, bana Dharma'yı öğretmesini istedim. Usta, hiç beklemediğim bir şekilde güldü: "Ha ha ha!. Bu yediğin haltlardan sonra, Dharma'yı benden öğrenmek mi istiyorsun. Ben Hindistan'a seyahat etim ve hayatımı riske attım, ayrıca Usta'ya da altın verdim. Sen nasıl oluyor da, kolayca Dharma'yı elde etmek istiyorsun. Bu bir şaka mı, benimle dalgamı geçiyorsun ? Ayrıca, Kara-Büyü konusunda iyisin. Eğer ben değil de bir başkası olsaydı, büyük ihtimalle onu öldürmüştün. Şöyle yapalım, Yamdrok Taklung'daki hasarı onarabilir ve Lhodrak’ta hayatını kaybedenleri geri getirebilirsen, sana Dharma'yı öğreteceğim. Aksi takdirde, burada kalmana gerek yok. Bana çok şiddetli hakaret ettiğinden dolayı, hayal kırıklığına uğramıştım ve içerlemiştim. Usta'nın eşi, halime üzülmüştü ve beni teselli etmeye çalışıyordu.


Ertesi sabah Usta yanıma geldi ve şöyle dedi:" Dün söylediklerim çok ağırdı, umarım fazla içerlememişsindir. Sen güçlüsün, kutsal yazıtlarım için bir depo inşa edip tamamlandığında sana Dharma'yı öğreteceğim. Sana gerekli olan, yiyecek ve kıyafet vereceğim.


Ben ise şöyle dedim:" Öğrenmeden önce ev inşaatı sırasında ölürsem, ne olacak ", diye sordum.


"Bu süre zarfında ölmeyeceğini garanti ediyorum. Dharma'yı öğrenmek cesaret ister. Buda'lığa ulaşıp ulaşamayacağın tamamen sana bağlı . Diğer mezheplerden farklı olarak, benim uygulamam, benzersiz güçlendirme yeteneğine sahiptir", Usta bunu söylerken çok nazik ve şefkatliydi.


Bu beni çok mutlu etmişti. İnşaat planı ile ilgili sorduğumda Usta şöyle cevap verdi: "Bu ev, erişilmesi zor bir tepeye inşa edilecek. Yerli klanlar daha önce bu bölgeye inşaatı yasaklayan bir anlaşma yapmıştı. Neyse ki, bu sözleşmeyi imzalamadım, bu yüzden benim için bağlayıcı değil. Doğu yamacında, yuvarlak bir bina inşa etmeyi düşünüyorum. Bunu da karmanı ortadan kaldırmak için kullanabilirsin."


Ben de, hemen işe koyuldum ve ustanın talimatını takip ederek evi inşa etmeye başladım. İnşaatın tam yarısı bitmişti ki, Usta geldi ve söyle dedi:" Planlamayı iyi yapmamışım. Burası iyi değil. Taşları ve diğer malzemeleri bulunduğun yere geri götür." Bunun üzerine, taşları teker teker tepenin en aşağı kısmına geri taşımak zorunda kaldım. Sonra Usta tekrar geldi ve beni tepenin batı tarafına götürdü. Usta ceketini çıkardı ve yere koydu, ceketi yarım daire şeklinde birkaç kat katladı ve "Böyle bir ev inşa et" dedi. Bu sefer daha da zahmetli bir iş beni bekliyordu ve hepsini kendi başıma yaptım, yani her bir parçayı tepenin en aşağı kısmından tepenin üst kısmına kadar birkaç mil boyunca taşımak zorunda kaldım. Yarısını tamamladığımda, Usta tekrar geldi ve şöyle dedi: "Bu iyi görünmüyor, evi yık ve parçaları ayırdıktan sonra malzemeleri aldığın yere geri götür." Onun söylediklerine itaat etmek zorundaydım, bu yüzden söylediklerini harfiyen yerine getirdim.


Sonra usta, beni kuzey yamacına götürdü ve şöyle seslendi: "Güçlü adam, son birkaç günde çok sarhoştum. Şimdi buraya güzel bir ev inşa et!"


Bunun üzerine Usta'ya :"Tekrardan evi inşa edip, tekrar yıkmam gerekirse boşu boşuna acı çekmiş olacağım ve sizde gereksiz yere para harcamış olacaksınız. Lütfen bu sefer iyi düşünün", dedim.


"Bugün içki içmedim ve her şeyi iyi planladım. Gerçek bir uygulayıcının evi üçgen olmalı. Lütfen bu şekilde yap ve ben bu sefer kesinlikle onu yok etmeni istemeyeceğim. "Bunun üzerine evi üçgen bir biçimde inşa etmeye başladım. Evin üçte bir kısmını tamamlandığında, usta geldi ve şöyle dedi:" "Güçlü adam! Sana kim bu evi inşa etmeni söyledi?


Bende sabırsız bir şekilde:" Bu, bizzat sizin emrinizdi Ustam!", diye cevap verdim.


Usta kafasını kaşıdı ve şöyle dedi:" Hmm peki, fakat ben neden hatırlayamıyorum? Eğer bu doğruysa, ben delirdim mi acaba ?


Ben yorulmuş bir biçimde: ""Bu evin planlama aşamasında bunun olabileceğini tahmin etmiştim bu yüzden bunu iyi düşünmenizi istemiştim Usta. Fakat siz, bu sefer iyi planladığınızı ve evi kesinlikle yıktırmayacağınızı söylemiştiniz. Bunu hatırlamanın lazım!", diye bir hatırlatmada bulundum.


"Hmm! Herhangi bir tanık var mıydı? Kötü bir Fengshui ye sahip bu yerde, nasıl olurda üçgen bir ev inşa edilir. Beni öldürmek mi istiyorsun? Ne senin ne de babanın mülkünü çalmadım. Beni öldürmeyi düşünmüyorsan ve ciddiyetle Dharma'yı öğrenmek istiyorsan, beni dinle: Bu evi derhal yık ve tüm malzemeleri tepeden en aşağıya kadar aldın yere geri götür!"


Çok uzun bir zaman taşları taşmıştım ve çok ağır çalışıyordum. Her seferinde evi hızlı bir şekilde, inşa etmek için çaba harcıyordum, böylece bir an evel Dharma'yı öğrenebilirdim. Çok ağır çalışıyordum. O dönemde, sırtım da taşları taşımaktan derin yaralar oluşmuştu ve derim soyulmuştu. Bir dönem sonra yaralar kapanıyordu, fakat bir yeni yaralar çıkıyordu hatta eski kapanmış yara izleri tekrar kanamaya ve açılmaya başlıyordu. Bunu Ustama göstermeyi düşündüm, fakat bunun iyi sonuçlanmayacağını ve daha fazla dayak ve hakaret işiteceğimi biliyordum. Eğer Usta'nın eşine bundan bahsetseydim, şikayet ediyormuş izlenimi doğacaktı, bu yüzden ona da bundan bahsetmedim. Yine de ondan yardım istedim, onda Usta'ya bana Dharma'yı öğretmesi için rica etmesini söyledim. Bunun üzerine o hemen, Usta'nın yanına gitti ve şöyle dedi:" Bu şekilde bir ev inşa etmek çok anlamsız. Böyle bir şeyi neden yapıyorsunuz anlamış değilim. Zavallı Güçlü Adam çok acı çekiyor. Lütfen ona biraz öğrettin."


Usta Marpa ise ona şöyle seslendi: "Git ve benim için iyi bir yemek pişir. Sonra da Güçlü Adam'a buraya gelmesini söyle!" Eşi yemeği hazırladı ve sonra birlikte Usta'ya gittik. Usta:" Bugünün beni, dünün beninden farklı. Endişelenme. Eğer Dharma'yı öğrenmek istiyorsan sana öğreteceğim! ” Sonra bana sıradan Egzotik Budizmin (Ezoterik Budizm veya Vajrayana Budizmi'nin den farklı) ve Üç Sığınak ve Beş Kural ile ilgili şeyleri öğretti. Sonra bana:" Bunlar temel ritüeller. Gizli ve benzersiz ayetler elde etmek için bunu böyle ve şunu şöyle yapmalısın", dedi. ”Sonra bana Hintli usta Naropa'nın hayatı ve çektiği ıstırapları anlattı. Bana:" Sen olsan, böyle acılara dayanabilir miydin? Bunu başara bilme ihtimalin çok düşük." Usta Naropa'nın hayat yolculuğunu duyduğumda çok etkilenmiştim ve gözlerim yaşarmıştı, aynı zamanda kararlılığım artmıştı. Kalbimde “Ustanın her kelimesini dinleyeceğim ve her zorluğun üstesinden geleceğim”, diye kendi kendime söz verdim.


Birkaç gün sonra, Ustam ile beraber birlikte bir yürüyüşe çıktık. Yerel klanların inşa etmesinin yasak olduğu yere gittiğimizde, Usta:" Buraya benim için dokuz katlı dikdörtgen bir kule inşa et. En üstte bir depolama odası ekle, böylece toplamda on katlı bir bina inşa etmiş olursun", dedi.Kesinlikle yıkmayacağım. Tamamlandığında sana Dharma'yı ve ayetleri öğreteceğim. Ayrıca Dharma’yı öğrendiğin sırada, senin için yiyeceğini de temin edeceğim", dedi.


Bir süre düşündüm ve şöyle dedim: "Kabul ediyorum, fakat eşinizin şahit olmasını istiyorum. Bu mümkün mü ?”


Usta kabul etti ve şöyle dedi." Tamam, istediğin gibi olsun !"


Usta kulenin bir çizimini çizdi ve karısını gelmeye davet etti. Kendilerinin önünde, üç kez eğildikten ve saygı gösterdikten sonra :"Usta bana bir ev inşa etmemi emretti. Ben üç kere ev inşasına başladım ve üç kez bitirmeden yıktım. Usta ilk evde yeterince iyi düşünmediğini söyledi. İkinci evde, sarhoş olduğunu ve kötü bir plan olduğunu söylemişti. Üçüncü evde ise, orada üçgen bir ev inşa etmesini söylemesinin bir delilik olduğunu söylemişti. Üçüncü, yani son evde Usta'ya durumu izah etikten sonra, usta bana şahidin var mı diye kızmış ve hakaret etmişti. Bugün Usta'nın eşini, dördüncü inşa edeceğim ev için şahit olmasını istiyorum. Bunu benim için yapabilir misiniz ?" diye eşine sordum.


Usta'nın eşi:" Ben senin şahidin olmayı kabul ediyorum, fakat bu inşa planı büyük bir meydan okuma. Tepe o kadar yüksekte ki ve her taşı ve malzemeyi tepeye tek başına taşımak zorundasın. Kim bilir ne kadar sürecek! Ayrıca burada bir ev inşa etmemize gerek yok ve diğerlerini de yok etmeye gerek yoktu. Orası bizim için uygun bile değil. Ayrıca yerel klanlar, orada inşaat yapmayı yasakladı, bu sebepten dolayı ilerde başımız ağrıyabilir", dedi.


Ben:" Korkarım, Usta sizin söylediklerinize kulak asmayacaktır", dedim.


Usta ise, eşine şöyle dedi:" Şahit olmak istiyorsan ol. Gerisine karışma ve fazla konuşma!"


Böylece bu dikdörtgen kuleyi inşa etmeye başladım. Temelleri attığımda Ustanın üç ana öğrencisi olan Ngokton Chodor, Tsurton Wange ve Meton Tsonpo oraya oyun oynamaya geldi ve benim için birçok büyük taş taşıdılar. Bu taşları inşaatın temeli olarak kullandım. İkinci katı bitirdikten sonra, usta geldi ve her şeye tam olarak baktı. Diğer öğrencilerin taşıdığı taşları işaret ederek “Bu taşlar nereden geldi?” diye sordu.


"Bunlar ... Ngokton, Wange ve Tsonpo, buraya taşımama yardım ettiler."


Usta şöyle dedi: "Onların taşlarıyla bir kule inşa edemezsin. Çabuk inşaatı durdur ve bu taşları geldiği yere götür!"


"Fakat siz, bu sefer binayı yıkmayacağınızı söz verdiniz!"


"Evet, yıkmayacağıma söz verdim . Fakat bu öğrencilerim yüksek seviyeli yogiler ve onların senin hizmetçilerin olmasına izin veremem. Ayrıca, senden tüm binayı yıkmanı istemiyorum. Sadece onların taşıdığı taşları geri götür."


Çaresiz bir şekilde, emirlere uydum ve inşaatı baştan aşağı temele kadar yıktım ve tüm taşları tepenin en aşağısına geri taşıdım. Sonra Usta geldi ve şöyle dedi:" Şimdi taşları tekrar yukarıya taşıyabilirsin ve temelin için kullanabilirsin", dedi.


Ben: "Sizin bu taşları istemediğinizi düşündüm", dedim.


Usta:" Sorun taşlar değil, sen uyanıklık yapıp başkalarını kullanıyorsun. İşini kendin yaptığın sürece sorun yok."


Bu taşlar daha önce üç kişi tarafından taşınmıştı. Şimdi hepsini kendim taşımak zorunda kaldım, bu çok zaman ve çaba gerektirdi. Çok sonraları, insanlar bu taşları "Güçlü-adam-taşları" olarak adlandırdı.


Bina tepenin üstünde bittiğinde, yerel klanlar bir araya geldi ve kendi aralarında konuşmaya başladılar. İçlerinden biri:" Marpa yasaklı bölgede bir ev inşa ediyor, onu durdurmalıyız!", dedi. Bir başkası:" O bir yerden, genç ve güçlü bir adam bulmuş. Nerde yüksek bir tepe varsa ona orada bir inşaat yapmasını söylüyor ve inşaatın yarısı tamamlandığında ona tekrar yıkmasını, taşları ve ahşapları tekrar aldığı yere götürmesini söylüyor. Büyük ihtimal burayı da tekrar yıkacaktır, fakat yıkmadığı takdirde biz onu durdururuz. Bekleyelim ve görelim, bakalım ne olacak."


Bu sefer Usta binayı yıkmamı söylemedi, bu sebepten dolayı inşaatı tamamlamaya doğru devam ettim. Yedinci kata ulaştığım da, sırtımda büyük bir yara izi meydana geldi.


Yerel klanlar tekrar bir araya gelerek bu konuyu tartışmaya başladı. "Görülen o ki, yıkılan tüm binalar sadece göz boyamak içindi, her şey en başından beri bu kuleyi inşa etmek için yapılan birer oyundu. Bu kez biz bu binayı yıkacağız!" Böylece birçok insan kulenin etrafında toplanmaya başladı, fakat onlar Usta'nın kendini kulenin içinde ve dışında duran muhafız askerlere dönüştürdüğünden haberleri yoktu. Bunu gören klan üyelerine neye uğradıklarını şaşırdılar ve şok oldular. Saldırmak yerine, Usta'ya saygılarını sundular, önünde eğildiler ve af dilediler. Sonra hepsi iyi birer sadaka vericisi oldu.


O sırada, Meton Tsonpo, Cakrasamvara'dan (Vajrayana'nın en yüksek seviyeli tanrılarından biri), Abhisheka'yı istedi. Usta'nın eşi bana şöyle seslendii: “Ne olursa olsun, bu sefer Abhisheka'yı elde edeceksin.” Bende öyle Düşünmüştüm: “Ev inşa etmek için çok çaba sarf etmiştim. Kimse taş ve toprakları taşımada yardım etmedi ve su kovalarını da tek başıma taşımıştım. Elbette, bu sefer Usta benim için Abhisheka yapacaktır.


Abhisheka töreni sırasında kendimi Usta'nın ayağına doğru attım ve alıcıların oturduğu yere geçtim. Usta şöyle dedi: "Güçlü adam, Abhisheka için bir şeyler sunman gerekli, senin adağın nerede?"


"Ben şöyle seslendim :"Ustam siz, kulenin tamamlanmasından sonra Abhisheka ve ayetleri bana aktaracağınızı söylediniz. Bu yüzden buraya oturmaya cüret ettim".


Usta şöyle bir cevap verdi: "Sadece birkaç gününü bir ev inşa ederek geçirdin. Bu, Abhisheka'yı ve Hindistan'dan büyük zorluklar ile elde etiğim ayetleri elde etmen için yeterli değil. Abhiseka için gerekli adağın varsa, lütfen onları buraya getir, aksi takdirde oturduğun Abhisheka yerini çabuk terk et!" Bu sözler ile yüzüme iki kez vurdu ve saçlarımdan sürükleyerek beni dışarıya attı ve çok sinirli bir şekilde: "Buradan defol !", diye bağırdı.


Ustanın eşi bunu gördü ve beni teselli etti:" Usta sık sık, Hindistan'dan aldığı Dharma'nın tüm canlılar için olduğunu söyler. Normalde yanından geçen bir köpeğe bile ayetleri ve kutsamasını sunar, fakat her nedense seninle yıldızı bir türlü barışmıyor. Buna rağmen lütfen, kötü düşüncelere dalma!"


Kalbim öfke ve umutsuzluk ile doluydu. Melankolik bir ruh halim vardı, aynı zamanda çok şiddetli acı çekiyor tekrar ve tekrar intihar etmeyi düşünüyordum.


Ertesi sabah Usta yanıma geldi ve şöyle seslendi: “Güçlü adam, kule inşaatını şimdilik bırakabilirsin. Lütfen bana, on iki sütunlu küçük bir kale yapmama yardım et. Ayrıca hemen yanında kutsal bir sığınağa da ihtiyacım var. Bunu Tamamlandığında, senin için Abhisheka'yı yapacağım ve sana Dharma'yı öğreteceğim." Bu şekilde sıfırdan küçük bir kale inşa etmeye başladım. İnşaat sırasında Ustanın eşi bana sık sık iyi yemek ve şarap getirdi ve zaman zaman beni teselli etti.


Kale neredeyse tamamlanmıştı ki, Tsurton Wange, Guhyasamaja'dan (Vajrayana'nın en yüksek tanrılarından biri) Abisheka'yı talep etti.


Usta'nın eşi bana, “Bu sefer Abhisheka'yı elde etmelisin!",dedi. Bana tereyağ dolusu bir çuval, bir yün balyası ve küçük bir bakır tava verdi. Çok mutluydum ve Abhisheka'yı almak için tapınağa gittim ve Abhisheka'nın uygulandığı yere oturdum.


Usta bana baktı ve şöyle dedi:" Sen ne işin var burada? Abisheka için adakların var mı ?Özgüvenli ve sakin bir şekilde cevap verdim:" Bu tereyağı, yün ve bu bakır tava ,Ustam için getirdiğim adaktır.


"Ha ha ha! Ne akıllıca bir fikir! Bu tereyağından şu sadaka bağışlayan kişiden geldi, bu yün diğer sadaka bağışlayıcısından geldi ve başka bir sadaka bağışlayıcısı da bu bakır tavayı getirdi. Kendi eşyalarımı, bana adak diye yutturmak ne kadar akıllıca . Fakat bu dünyada böyle bir şey görülmemiş. Kendi adağın varsa verebilirsin yoksa burada oturamazsın. Bunu söyledikten sonra Usta kalktı ve bağırarak hakaret etti ve beni tapınaktan dışarıya attı. Bu çok büyük bir utançtı. Uzun süre düşündüm:" Bu zorluklar, çok sayıda insana zarar verdiğimden dolayı mı meydana geliyordu. Ya da Usta benim Dharma için yeterli iyi olmadığımı mı düşünüyordu?, ya da Usta, bana Dharma yı öğretecek kadar merhametli mi değildi? Ne olursa olsun, bu kadar günahkar ve işe yaramaz bir vücut ile yaşamak istemiyordum, bu beden Dharma’yı elde edemeyecekse neye yarardı. Kendimi öldürsem mi acaba?" diye düşündüm.


Kafam allak bullak olduğu bir anda Ustanın eşi ile karşılaştım ve bana yiyecekler getirdi ve beni uzun süre teselli etti.


Duyduğum acı ve çaresizlik o kadar büyüktü ki bir lokma dahi ağzıma alamadım ve tüm gece ağladım. Usta ertesi gün geldi ve şöyle dedi:" Git kuleyi ve kaleyi bitir. Bu işler bittiğinde, sana Dharma'yı ve ayetleri öğreteceğim."


Sonunda büyük acılar eşliğinde kaleyi tamamladım. O vakit sırtım o kadar yıpranmış ki, sırtım da yeni büyük ve derin bir yara oluşmuştu. Bu yaranın üçte biri iltihap ile dolu idi. Çürümüş et, kan ve iltihap ile karışmış ve çok pis bir görüntüye sahipti.


Sonra Ustanın eşine gittim ona: "Kale bitti. Korkarım Usta bana Dharma'yı öğretmeyi vaat ettiğini tekrardan unutabilir. Benim adıma onunla konuşabilir misiniz?", diye sordum. O an, sırtımdaki yara çok acıttığından, acımı gizleyemedim. Usta'nın eşi:" Güçlü adam, ne oldu? Hasta mısın?", diye sordu. ” Gömleğimi çıkardım ve ona sırtımı gösterdim. Usta'nın eşi baktı ve gözlerinde yaşlarla şöyle dedi: “Şimdi gidip Usta'ya bunu anlatacağım!" Acele bir biçimde Usta'nın yanına gitti ve ona şöyle seslendi: "Usta, Güçlü Adam uzun süredir evler inşa ediyor. Bu yüzden elleri ve ayakları yaralandı, teni de kötü durumda. Sırtında üç büyük, derin iltihaplı yara izleri var. Bu üç büyük yarada iltihap ve kan karışmış durumda. Geçmişte bu tür yaraların, sadece çok uzun süre ağır yükler taşımak zorunda kalmış, atların ve katırların böyle yaralara sahip olduğunu duyardık. Şu yaşıma kadar bir insanın böyle yaralara sahip olabileceğini hiç duymadım ve kendi gözlerim ile görebileceğim aklıma dahi gelmezdi. Başkaları bunu duyduğunda veya gördüğünde, bizi kınamayacaklar mı? Güçlü adam bize, sizin büyük bir lama olduğunuz için geldi. Ona kuleyi inşa etmeyi bitirdiğinde Dharma'yı öğreteceğinizi söylemediniz mi ? O çok acınacak bir durumda. Lütfen ona Dharma'yı öğretin." Bunun üzerine Usta: "Evet söyledi, fakat ondan istediğim 10 katlı bir kuleydi. Tamam anladık, Güçlü adam şu an nerede?


"Kale kuleden daha yüksek değil mi?"


Usta eşini azarlayarak :""Çok fazla konuşma! On katlı kule inşa edildikten sonra ona Dharma'yı öğreteceğim!" Sonra sırtımdaki yaraları hatırladı: "Hey, ne dedin? Güçlü adamın sırtında yaralar mı var?


Usta merdivene doğru geldi ve bağırarak: "Güçlü adam, yukarı çık!", dedi.


Bende şöyle düşündüm: "Bu iyi bir işaret, herhalde Usta artık bana Dharma'yı öğretecek. Ben ikişer üçer merdiven birden adımlayarak hızlıca yukarıya çıktım. Usta şöyle dedi: Sırtında ki yaraları göster! "Bunun üzerine sırtımı açtım ve Usta dikkatlice sırtıma baktı ve bana şöyle dedi: "Hintli Usta Naropa 12 büyük ve 12 küçük zorlu ve acılı imtihandan geçti. Bu senin sırtında ki yaralar o zorluklar ile kıyas bile edilemezler. O tam 24 acı verici sınavdan geçti. Bende ona hizmet etmek için tüm hayatımdan ve malımdan vazgeçtim. Gerçekten Dharma’yı arıyorsan, bir şeyleri bahane etmeyi bırak ve kuleyi bir an evvel tamamla.


Başımı öne eğdim ve düşündüm. Söylediği şeyler gerçekten de mantıklı idi.


Daha sonra Usta kıyafetlerimin üzerine birkaç torba koydu ve şöyle dedi: “ İnsanlar, atlar ve katırlar da, bu tür yaralar oluştuğunda, onların sırtına bu tür çantalar koyarlar. Şimdi senin için birkaç çanta yaptım, böylece toprağı ve taşları taşıyabilirsin."


Bunun üzerine merak etiğim için Usta'ya:" Sırtımda derin yaralar var. Bu çantaların bana nasıl faydası olabilir ki ?"


Usta: "Tabii ki faydası olacak! Toprağı bu cepler ile taşı, böylece sırtına ve yaralarına pislik girmeyecektir", diye yanıtladı. Usta'nın talimatı olduğu için, acıya katlandım ve tepenin üzerine yedi çuval kum taşıdım.


Her bir sözüne itaat ettiğimi gören Usta, benim kararlı ve dayanaklı gerçek bir erkek olduğumu görmüştü. Usta, yalnız olduğu bir anda gözyaşlarına boğulmuştu.


Yaralar günden güne arttı ve ağrı dayanılmaz bir hale geldi. Usta'nın eşine:" Usta'ya bana Dharma'yı öğretmesini söyleyebilir misiniz? Ya da en azından bir süreliğine yaralarımdan dolayı dinlenmeme izin vermesini isteyebilir misiniz ?, dedim."


Usta'nın eşi bu sözlerimi Usta'ya iletti. Usta'nın cevabı ise, kule bitene kadar, Dharma hiç bir şekilde öğretilmeyecekti. Yaralar iyileşmesi gerekiyorsa birkaç gün dinlenebilir. Usta'nın eşi bir ara vermemi ve daha sonra çalışmaya devam etmemi söyledi.


İyileşme günlerinde, Ustanın eşi bana çok fazla iyi yemek yaptı. Ayrıca zaman zaman beni iyi sözler ile teselli etti, bu sayede zaman zaman Dharma’yı elde edememenin acısını unuttum.


Bir süre sonra, sırtımdaki yaralar neredeyse tamamen iyileşmiş iken, Usta beni çağırdı, fakat bana Dharma'yı öğreteceği yerde, bana:" Güçlü Adam, git ve Kule'yi tamamla dedi!"


O gün çalışmayı planlamıştım. Fakat Usta'nın eşi bana yardım etmek istediği için, Usta'yı bana Dharma'yı daha erken öğretmesi için ikna etmek istedi ve bunun için bir plan yapmıştı. Kimsenin olmadığı bir yerde bu planını gizli bir şekilde bana anlattı ve harfiyen söylediklerine uymamı istedi.


Usta'yı gördükten sonra sessizce ağladım ve eşyalarımı ve biraz tsampa (kavrulmuş arpa unu, Tibet'teki bir temel gıda) çantama koymaya başladım.
Sanki gerçekten gidecekmişim gibi bir izlenim yaratım. Usta'nın görebileceği bir noktadan yavaş yavaş gidiyormuş gibi yaptım ve eşi de sanki beni durdurmak istiyormuş izlenimi verdi ve bana şöyle seslendi:" Bu sefer, Usta'yı sana Dharma'yı öğretmesi için yalvaracağım. Gitme, lütfen gitme! "Usta'nın dikkatini çekmek biraz zaman aldı. Eşine:" Dakmema, siz ne yapıyorsunuz orda", diye sordu.


Bu sözleri duyunca Usta'nın eşi, o fırsat bu fırsat diyerek. "Öğrenciniz, Güçlü Adam, Dharma'yı öğrenmek için çok uzaklardan buraya kadar yolculuk etti. Ancak Dharma'yı öğrenemedi, bir de üstüne üstlük hakaret ve dayak yedi ve hayvanların yaptığı işleri gördü. O Dharma'yı öğrenmeden önce ölmekten korkuyor, bu yüzden başka bir usta bulmaya gidiyor. Ona Dharma'yı sonunda aktaracağınıza söz verdiniz, ama yine de ayrılmak istiyor." Bunu sözleri duyan Usta çok kızdı. Elinde bir deri kamçı tutuyordu ve bana doğru koştu. Bana şiddetli bir şekilde saldırdı ve şöyle bağırdı:" Seni pislik! Buraya geldiğinde, bedenini, konuşmanı ve zihnini bana adayacağını söylemiştin. Şimdi nereye gidiyorsun, eğer istersem, bedenini, konuşmanı ve zihnini parçalara ayırabilirim. Sen onları bana verdin, bunu yapmaya hakkım var. Fakat illa gitmek istiyorsan git, fakat tsampamı neden alıyorsun? Bu nasıl olabilir, bunu bana bir açıklar mısın?" Usta bana acımasızca, yere düşene kadar vurdu ve sonra da elimde ki Tsampa'yı aldı.


Kalbimde cehennem azabı çekiyordum, fakat bunun sadece bir plan olduğunu söyleyemedim. Ne denersem deneyeyim, Usta'nın gücü karşısında her şey boştu. Eve İçeri girip ağlamaktan başka bir şey yapamadım. Usta'nın eşi iç çekti ve şöyle dedi: Onunla kavga etsem bile, sana Dharma'yı öğretmeyecek. Ama bir şeyler öğrenmen için sana yardım etmeliyim. Vajrayogini'den (en yüksek Vajrayana'daki tanrılardan biri) bir uygulama yolum var. Sana bunu öğretsem nasıl olur? "Sonra bu Dharma'yı uygulamaya başladım. Bu uygulama da fazla bir şey hissetmeme rağmen, kendimi biraz daha rahat hissettim. Usta'nın eşi bana her zaman iyi davranıyordu, bende bunu geri ödemem gerekeceğini düşündüm. Ayrıca burada yaşadıklarımdan dolayı, kötü karmamın birçoğundan arındığımı düşündüm bu yüzden burada kalmaya karar verdim.


Yaz aylarında, ustanın eşine hayvanları sağmasında ve arpaları kızartması için yardım ettim. Bazen başka bir Usta'ya gitmeyi düşündüm. Fakat iyice düşündükten sonra, yalnızca bu Usta'nın Dharma'sının bir yaşamda Budalığa ulaşmasını sağlayabilecek bir öğretti olduğunu hatırladım. Bu hayatta başarılı olmalıydım, aksi takdirde, kendimi böyle bir karma dan nasıl kurtarabilirdim? Dharma’yı elde etmek için, Usta Naropa gibi acı çekmeye hazırdım. Ama her şeyden önce, Ustamı tatmin edecek şeyleri yapmak zorundaydım.

Clearharmony'de yayınlanan tüm makaleleri kopyalayabilir ya da çıktı alabilirsiniz, fakat lütfen kaynak belirtiniz.