20 Temmuz, 18 Yıl Önce

Sıcak ve nemli bir gündü, nefes almakta zorlanıyorduk. Uçağım rötar yapmıştı ve otele vardığımda gece saat 2.00 idi. Bütün gece aynı rüyayı gördüm ve çok gerçekçiydi: Tiananmen Meydanı'nın etrafındaki çatıların üzerinde silahlı askerler ve polisler vardı ve uygulayıcılar meydanın dışında duruyorlardı.

Rüyamda kendime şunu soruyordum: Gideyim mi? Korkuyor muyum? Rüyamdaki kalp atışım gerçek gibiydi. Rüyamda bir adım ileriye attım.

Ertesi gün uyandığımda sakindim. Neler olacağını bilmiyordum fakat ne yapmam gerektiğini biliyordum. Hui, Fan ve Yang'a rüyamı anlattım. Hepimiz gülümsedik: "Bugün sadece Falun Gong adına adalet istemek için gitmemiz geriyor."

Egzersizden sonra saat 9.30'du. Dört kız Tiananmen Meydanı'na gitmek için taksiye bindik.

20 Temmuz 1999 tarihinin en karanlık günlerin işareti olduğunu bilmiyorduk. Bunun acımasız zulüm kampanyasının başlangıcı olacağını bilmiyorduk. Hiç kimsenin unutmaması gereken bu günahkar günde, merhamet ve kötülük, barış ve şiddete tarihi Pekin şehrinde şahit oldum.

Taksi Chan caddesini doğuya doğru takip etti. Biz aniden her yerde polis arabaları gördük. Xidan bölgesine geldiğimizde caddeler kapalıydı. Bu yüzden Yasak Şehrin arka kapısına, kuzey yönüne döndük. Fakat kısa bir süre sonra diğer engeller çıktı.

Arabadan indik ve Tiananmen Meydanı'na doğru yürüdük. Birçok kişi bizimle beraber geldi. Birçoğu köylü çiftçiler gibi görünüyorlardı. Kalabalık öne doğru gidiyordu ve atmosfer gergindi. Grup halindeki polis memurları insanları durduruyor ve soru soruyorlardı.

Uygulayıcılar polislere barışçıl bir şekilde her şivede neden geldiklerini, merkezi hükümete Falun Gong'un iyi olduğunu ve ondan fayda sağladıklarını söylemek istediklerini anlatıyorlardı. Polisler bağırıyor, hakaret ediyordu ve onları sırayla duran sayısız otobüsün içine ittiler.

Aynı şeyi söylemek istedim. Eğer bir otobüsün içine itilirsem bana neler olabileceğini düşünmedim. Durmadık ve yürüyerek ilerledik. Bu on dakikalık uzun bir yolculuk oldu. Etrafımdaki insanlar teker teker otobüslere götürüldüler. Önümüzde gittikçe daha az kişi vardı. Sonunda durdurulduk.

Burada ne yapıyorsunuz? Siz Falun Gong [uygulayıcısı] mısınız?"

"Biz hepimiz Falun Gong uygulayıcılarıyız. Bizler sadece merkezi hükümete Falun Gong'un Doğruluk, Merhamet ve Hoşgörü'yü öğrettiğini söylemek istiyoruz. Bu, zihin ve beden için iyi."

"Kendinize bir bakın. Eğitimli ve iyi bir hayatınız varmış gibi görünüyor. Neden Falun Gong'u uyguluyorsunuz?"

"Birçok Falun Gong uygulayıcısı aydın insanlar. Hepimiz yüksekokul okuduk. Siz muhtemelen Falun Gong hakkında yanlış bir anlayışa sahipsiniz."

Sonra ülkenin her yerinden uygulayıcılarla dolu bir otobüse götürüldük. Sadece gerçekleri kalbimizin derinliklerinde anlatmak istediğimiz için bugün burada karşılaşmıştık.

Otobüs saat 11.00'de bizi boş bir liseye götürdü. Çeşitli sınıflara götürüldük, herkes yaklaşık yedi ila sekiz polis memuru tarafından izleniyordu. Çin merkezi televizyonu son ses seviyesinde Falun Gong'a saldıran ve kötü kelimeler ve utanmaz yalanlarla iftira atan propagandalar yayınlandı. Bunları bize zorla izlettirdiler ve anlayışımızı yazmaya zorladılar.

O gün Tiananmen Meydanı'na Falun Gong'u desteklemek için gelen hiç kimse bunu beklemiyordu. Polisler bize bağırıyordu. Kendime soruyordum: "Ben neye inanıyorum? Yaptığım gerçekten yanlış mı?" Benim için cevap çok açıktı: "Doğruluk, Merhamet ve Hoşgörü yanlış değil. Ben uygulayıcılar arasında birçok mucize yaşadım. Son evrede iyileşmeyen hastalıklar iyileşti. Falun Gong'u uygulamakta yanlış bir şey yok."

Düşündüklerimi dürüstçe yazdım. Sonra tekrar bir otobüse götürüldüm.

İşçi stadına götürüldük. İçinde uygulayıcıların dolu olduğu yedi ya da sekiz otobüs oraya park etmişti. Biri polis telsizine bağırdı: "Burası dolu. Başka yere gidin." Otobüsümüzden bir polis memuru "Belki Fengtai Bölgesi?" diye sordu. "Orada da her yer dolu. Shijingshan Bölgesini dene."

Saat 14.00'de Shijingshan Bölgesindeki bir stada götürüldük, evlerimizin bulunduğu bölgelere göre gruplara ayrıldık. Hepimiz çimlerin üzerinde oturuyorduk ve etrafımız polis memurlarıyla çevriliydi.

Güneş tam üzerimdeydi. Çevreme baktım. Bütün stadyum, oturma yerleri ve alan, Çin'in her yerinden uygulayıcılarla doluydu. Kadın ve erkek, yaşlı ve genç. Bazı kadınların bebekleri ya da küçük çocukları vardı. Bu kadar çok insanın merhamet ve doğrulukla Falun Gong'un itibarını savunmak için buraya geleceğini beklemiyordum.

Sessizce oturuyorduk. Çoğumuz Falun Gong'un ana kitabı olan Zhuan Falun'u okuyordu. Çok harika ve huzurlu bir sahneydi. Sanki herkes tüm riskleri, tehlikeleri ve silahlı gergin polis memurlarını görmezden geliyordu.

Hava kararmadan yüksek sesli hoparlörlerle stadyum bir kez daha kötü yalanlar püskürdü. Bir yerden biri Lunyü'yü okumaya başladı. Herkes ona eşlik etti. Seslerimiz tamamen hoparlörleri bastırdı. Yüzümü kaplayan gözyaşları içinde Lunyü'yü yüksek sesle ve devamlı tekrarlıyordum.

Bir polis memuru bir uygulayıcıya vurmak için copunu kaldırdı. Diğer uygulayıcılar aceleyle gittiler ve kendi bedenleriyle vurulacak kişiyi korudular. Bağırdılar: "Ona vurmayın!" Diğer polisler coplarıyla geldi ve bu uygulayıcıları dövdüler.

Bir uygulayıcı Falun Gong'un kurucusu Shifu Li Hongzhi'nin bir şiirini okumaya başladı.

"Hiçbir şeyin peşine düşmeksizin yaşa,
Burada kalmayı umursamadan öl,
Tüm başıboş (vahşi) düşünceleri temizle
Bir Buda olmaya doğru xiulian uygulamak zor değil."
(Hong Yin l, Varolma)

Herkes bu satırları tekrarladı. Onların sesleri karanlık geceyi kırdı ve kubbenin tepesine ulaştı.

Gözyaşlarımı sildim ve eşlik ettim. O an hayatım yükseldi. Ölüm ve yaşam düşüncemin ötesindeydi artık. Bir uygulayıcı olarak görevimin, inancımın kök saldığı evrenin gerçeğini korumak olduğunu anladım.


Çince metin: http://www.minghui.org/mh/articles/2015/7/20/十六年前的七二零-312692.html

İngilizce metin: http://en.minghui.org/html/articles/2015/7/21/151653.html

Clearharmony'de yayınlanan tüm makaleleri kopyalayabilir ya da çıktı alabilirsiniz, fakat lütfen kaynak belirtiniz.