Wuhanlı Bir Uygulayıcının 20 Temmuz 1999 Hatırası

Üstünden tam 7 yıl geçti, fakat 1999 yılının Temmuz ayında olanlar hala bu bugün gibi gözümün önünde. Wuhan bölge polisi 20 Temmuz öğlen sıralarında kanunsuz bir şekilde Falun Gong uygulayıcılarını tutukladı. Saat 7 sularında bir İnternet Kafe’ye gidip İnternete girip baktığımda Falun Gong’la ilgili bütün sitelerin engellenmiş olduğunu gördüm. Amerika’da Stanford Üniversitesinde okuyan bir arkadaşım kendisine ait olan web-sitesi kanalıyla diğer web-sitelerine bağlanmayı becerdikten sonra yaşadığım şoku unutamıyorum. Öğrendiğime göre tüm ülkedeki bütün gönüllü Falun Dafa öğreticilerini (asistanlarını) 20 Temmuzda tutuklamışlardı. Bu şartlar altında, 21 Temmuz 1999’da birçok uygulayıcı olaylara bir açıklık getirilmesi için bölge hükümetine gruplar halinde gitmeye başladılar.

Bölge Hükümeti binasını önüne birer ikişer kişilik gruplar halinde vardığımızda yoldan gelip geçenleri engellememek için kaldırımların en kenarında tek sıra halinde dizildik. Uygulayıcıların sıralanıp beklediği her yer tertemizdi hiçbir sigara izmariti veya herhangi bir çöp bir parçacık kâğıt bile yoktu. Herkes her şeyi Falun Gong’un kurucusu Shifu’muzun bize öğrettiği şekilde; Doğruluk- Merhamet-Hoşgörü ilkelerine uyarak yaptı.

Öğleden sonra saat 4 sıralarında polis ve terörle mücadele polisi tam olarak silahlı bir şekilde bulunduğumuz yere geldi. Kafalarına kasklar giymişlerdi ellerinde koruyucu kalkanlar ve coplar vardı. Cadde iki taraftan kapatılmıştı ve hiçbir aracın girmesine izin verilmiyordu. Caddede bizden başka gelip geçen sadece bir iki kişi vardı. Sadece sürekli olarak dağılmamızı ve gitmemizi yüksek bir sesle emrederek binanın etrafında tur atan bir araç vardı. Bütün bunlara rağmen bir Dafa uygulayıcısının onuruna ve erdemine yakışır bir şekilde aynı zamanda “Doğruluk, Merhamet ve Hoşgörünün yüceliği ile hiçbir uygulayıcı hiçbir yere kıpırdamadı.

Wuhan çok sıcak yazlarıyla bilinir. Temmuzun o sıcak öğleden sonrasında saatlerce güneşin altında silahlı askeri polisle ve askerlerle yüz yüze olmalarına rağmen bir tek uygulayıcı bir adım bile geri çekilmedi. Saat 5 gibi belli ki hükümet tarafından gönderilen otobüsler arka arkaya gelmeye başladı. O sıralar, en az 5 saattir hiç bir şey yemeden içmeden bekleyen 60’lı ve 70’li yaşlardaki uygulayıcıları artık merak etmeye başlamıştık. İçmeleri için onlara birkaç şişe su getirdiler, fakat yaşlılar suyu içmeyip otobüs şoförlerine, askeri polise ve askerlere ikram ettiler. Bazı askerler o kadar duygulandı ki, gözyaşlarını tutamadılar. Bazıları içtenlikle teşekkür ettiler. Bu kadar zor bir durumdayken bile, onları düşünenler yine de Falun Gong uygulayıcıları olmuştu. Askerler “Siz Falun Gong uygulayıcıları gerçekten iyisiniz” dediler.

Dafa uygulayıcılarının muazzam merhameti ve hoşgörüsü orada bulunan herkesi çok ama çok etkiledi. Bazı askerler bu silahsız ve iyi kalpli insanları incitecek bir şey yapmak istemiyorlardı. Askeri polisten bazıları da görev yerlerini bırakarak karşıdaki binalara gittiler. Uygulayıcıları hayranlıkla pencereden izlemeye başladılar. Falun Gong’un güzelliği onları kalplerinin en derinlerinden etkilenmişti. Oradan gelip geçen yayalar da “Falun Gong gerçekten müthiş” diyorlardı.

Yüksek sesle anons yapan araç defalarca döndü etrafımızda fakat hiç kimse dağılmadı. Bu sefer daha genç birlikler geldi uygulayıcıların karşılarına dizilip bir duvar oluşturmaya başladılar, bu şekilde bizleri küçük gruplara bölerek tutuklamayı deneyeceklerdi. Uygulayıcılar askerlerin planını anladı ve el ele tutuştular. Tek bir vücut oluşturdular. Bir uygulayıcı Shifu’nun Lunyü, “Yüksek Erdem,” “Yokluk” ve “Fa’ya Eşlik Etme” (Hong Yin’den) gibi makale ve şiirlerini içimizden tekrarlamamızı önerdi. Bu genç askerler bize uzun zamandır nehir yatağında selle boğuştuktan sonra eve daha yeni geldiklerini, günlerdir uyumadıklarını ve daha hiç dinlenmeden bizlerle ilgilenmeye gönderildiklerini söylediler. Onların da otoriteler tarafından aldatıldıklarını bildiğimiz için, onlara da olayların gerçek yüzünü anlattık.

Bu sırada, Falun Dafa uygulayıcılarının yaptıkları duvar yavaş yavaş dağılmaya başladı ve uygulayıcılar yol kenarında duran otobüslere bindirildiler. Bir otobüs dolar dolmaz otobüs gidiyordu. Bizi de bir otobüse iteklediler. İki polis bizimle geldi ve otobüse bindi. Otobüste biz bilet almak istedik fakat polis bilet almamıza izin vermedi. Biz kendi aramızda para toplayıp şoförün yanına koyduk bir taraftan da gerçeği ona ve polislere de anlattık. Otobüs bir okula gitti. Hava artık tamamen kararmıştı. Birçok otobüs okul bahçesinin değişik yerlerine park etmişti. Bütün lambaları okulun bahçesini aydınlatacak şekilde yakılmış ve bahçeye çevrilmişti. Birisi hoparlörle gidip kayıt yaptırmamızı söyledi. Yanlış hiçbir şey yapmadığımızı bu yüzden de kayıt yaptırmayacağımızı söyledik. Kaydolmayı reddettik. Onun yerine onlara gerçeği anlattık ve onlara Falun Gong’a zulüm etmemelerini söyledik. Hiçbir kargaşa yaratmadık ve kanunsuzca tutuklanan Falun Gong uygulayıcılarını bırakılmasını istediğimizi dile getirdik. Üstlerine bu isteğimizi söyleyeceklerine söz verdiler. Oradan ayrılırken bize güle güle demek için polis el sallıyordu. Bazı uygulayıcılar polise birlikte getirdikler egzersizlerden ve uygulamadan bahseden broşürler ve materyaller verdiler. Eve geri dönerken biletlerimizin parasını yine şoförün yanına bıraktık.

Bu benim 20 ve 21 Temmuz 1999 tarihindeki hatıramdı.

Here is the article in English language:
http://en.clearharmony.net/articles/a34573-article.html

Clearharmony'de yayınlanan tüm makaleleri kopyalayabilir ya da çıktı alabilirsiniz, fakat lütfen kaynak belirtiniz.