Gördüklerim Beni Acil Bir Şekilde İnsanları Kurtarmam Gerektiğini Anlamamı Sağladı

Biz her gün meşgulüz ve yapmamız gereken çok iş var: Fa’yı okumalıyız, hareketleri yapmalıyız, gerçeği açıklamalıyız, Fa-Zhen-Nian (Doğru Düşünceler Yollama) yapmalıyız ve tüm bunların dışında iş yerimizdeki işler, ev ve ailemizle ilgilenmemiz gerekmekte. Çok yoğun bir hayat yaşıyoruz ve sürekli zaman yetmiyor. Ama zamanın yetmediğini bile bile zamanımızı bazen tamamen boş işlere harcıyoruz. İçimizden bazıları işlerin acil olduğunu anlıyor, ama eğer biz yarın ‘İnsan Dünyasında Fa-Düzenleme Dönemi’nin başlayacağını bilmiş olsaydık ve yarın insanların yarısının yok edilmeye başlayacağını, o zaman bugün biz ne yapardık? Sanırım, tüm gerçek Dafa uygulayıcıları şunu söylerdi: “İnsanları kurtarın! Her bir saniye insanları kurtarın!”

Ben birçok süre tembel insanlardan sayılırım. Her gün üç işi yapıyorum, ama çok sınırlı. Genelde üç işi boş zamanlarımda yapardım, kendi günlük işlerimin tümünü hallettikten sonra. Benin uyandırmak için Shifu bana, kendi seviyemde anlayabileceğim bir şey gösterdi. Bu, insanların yarısının nasıl bir şekilde yok edileceğinin iğrenç sahneleriydi. Bu sahneleri gördükten sonra, kendimi çok suçlu hissettim. Ağlamak istedim. Ama şanslı olduğumu hissettim, çünkü gerçekten yok etme hareketi daha başlamadı ve bizim insanları kurtarmak için hala zamanımız var.

Biz, bir insanın geleceğinin Dafa’ya karşı davranışına bağlı olduğunu biliyoruz. Alanların çoğu bir bilmeceye benzer ve yaşamların çoğu gerçeği bilmiyorlar. Yaşamlar orada bekliyorlar, bakıyorlar ve bazıları bize karşılar, insan dünyasındaki olanlara çok benziyor. Bizim alanımız şu an iyi görünmesine rağmen, diğer alanlarda kötü yaşamları köküyle yok etme süreci artık başladı. Bunu da Tanrılar yönetiyorlar.

Bundan sonraki yazacaklarım, benim gördüklerim.

O alan Dafa’ya karşı insanların nasıl bir şekilde davrandıkları dâhil bizim yeryüzüne benziyordu. Bir gün onların bilimi büyük felaketin yaklaştığını ve çok sayıda insanların öleceğini bildirdi. Onlar kaos içindeydiler. Böyle bir durumla karşılaşınca onların her birinin tepkisi farklıydı. Birileri fırsatı kullanarak daha da çok paraya sahip olma peşindeydi. Diğerleri dua ediyorlardı. Üçüncü kısım yakınlarıyla vedalaşıyorlardı. İnsanların çoğu güvenli bir başka yere kaçmayı düşünüyordu. Ben neler olacağını öğrenmek istedim. Onlar için merak ediyordum. Onların birisinin bile başına kötü bir şey gelmesini istememiştim. Hükümet televizyon yayımlarında bodrumlarda ve sağlam binalarda saklanabileceklerini söyleyerek insanları sakinleştirmeye çalışıyordu ve panik etmemelerini söylüyordu. Bazı insanlar kaçmayı bıraktılar ve veda şarkılarını söylemeye başladılar. Kimse böyle her şeyin bir anda yakalayacağını bilmemişti.

Sonra felaket başladı ve o anda insanların gerçekte, ne kadar güçsüz oldukları görünüyordu. Her hangi bir direnç faydasızdı. Nerelere saklandıkları fark etmeden su gökyüzünden akıyordu ve sel önüne çıkan her şeyi yutuyordu. Büyük alevlerin arkasından patlamalar başlamıştı. Patlamalar insanların olduğu her yerde oluyordu. Her tarafta dehşet sesleri vardı ve her yer zedelenmiş cesetlerle doluydu. Sonra yer parçalandı. Gudubetler insanlara saldırmaya başladılar. Selden kurtulan insanlar, insanları yok etmek için çıkan daha da çok ve büyük felaketlerin önündeydiler. Felaketler kim olduğu fark etmeden hayatta kalanları arıyorlardı. Ben tüm bu olanların içindeydim ve hiçbir şey bana zarar vermedi ve sel bile beni es geçiyordu. Birkaç dakika sonra sessizlik bastı.

Arkama baktım. Her yerde yanmış yer ve zedelenmiş cesetler doluydu. Bir anda benim bayağı uzağımda hala hayatta kalan birkaç insan gördüm. Tamamıyla şokta, birbirlerine sarılmış, titreyerek duruyorlardı. Onlar hala hayatta olduklarına inanamıyorlardı. Biraz zaman geçtikten sonra onlardan birisi: “Falun Dafa iyi!” diye bağırdı. Ve hepsi ağlamaya başladılar. Kendilerine sakince şunları söylemeye başladılar: “Onların bize söyledikleri, her şey doğru! Bunun hepsi doğru!”. Ben, hayatta kalanların gerçeği anlayanlardan olduklarını anladım. Gerçeği bilmelerine rağmen, yine de bunun hepsinin gerçekleşmesine kadar, inanmaları zordu. Ölenler için üzülüyor ve ağlıyorlardı ama aynı zamanda kurtarıldıkları için de kendilerini çok mutlu hissediyorlardı. Onlar Dafa’ya ve onlara “Falun Dafa iyi” diye söylemelerini tavsiye edenlere çok minnettardılar. Sonra yeryüzü değişmeye başladı. Enkaz ve cesetler çok çabuk ortadan kayboldular. Yeşil çimler çıktı. Dünya çok çabuk değişti. Gökyüzü mavi renge dönüştü. Şokta olan insanlar, onları kurtaran Dafa’nın kendileri için yeni bir dünya yarattığını şimdi anlıyorlardı. İnsanlar yenidünyaya girerken sevinmeye başladılar, onları kurtaran Dafa uygulayıcıları için de seviniyorlardı. Ama ben çok üzülüyordum. Yenidünyanın önünde durmuş, ağlamak istiyordum, çünkü hayatta kalan insanların sayısı çok azdı, gerçekten azdı. Onlara bakarken, kendimi acayip bir şekilde suçlu hissediyordum. Daha da çok insan kurtarmadığım için çok utanıyordum.

Manzara bir anda bulanık olmaya başladı, ama gördüklerimden yüzünden hala şoktaydım. Sanırım bu benim dünyamın görüntüsüydü. İnsanların öldüğünü gördüğümde çok acı çektim. Önceden daha da çok sayıda insanlara gerçeği anlatmadığım için çok pişmandım.

Çok zaman geçmeden başka bir dünyaya geçtim, insanların yok edilmesine sayılı dakikalar kalmıştı. Bir önceki dünyadaki gibi insanlar çok yakında büyük bir felaketin başlayacağını biliyorlardı. Gördüğüm bir önceki dünyanın insanları gibi, onlar da aynı hataları yapıyorlardı. Felaketi atlatacaklarına ve kurtulacaklarına inanıyorlardı. Hükümetin sokakta durarak, mikrofondan verdiği emirlere hazırlanarak insanlar çok meşgullerdi.

Bir anda bende cesaret uyandı. Birinci dünyada bu gerçekleşirken, bir şeyler yapmam için benim zamanım yoktu. Ama bu sefer bu dünyada belki de çok az olsa bile bir zamanım vardı. Ben kimi kurtarabilirsem kurtarmaya karar verdim. Mikrofon tarafına koştum, ama o insanlar beni durdurmaya çalışıyorlardı. Memurun konuşmasına engel olacağımı düşünüyorlardı. Onlara hiç önem vermedim, tüm engelleri aştım ve sonunda mikrofona ulaştım. Onların her birisinin, felaket başladığı zaman eğer: “Falun Dafa iyi!” diye söylerlerse kurtarılacaklarını, söylediğimde duymalarını istedim. Ama ben daha söylemeden memur elimden mikrofonu çekti. Beni uzaklaştırmaları için güvenliği çağırdı.

Toplum beni onların değerli zamanını boşa harcamakla suçluyordu. Ben çok sert bir şekilde memura bağırdım: “Sizin yaptıklarınız Onları sizlerle birlikte ölüme götürür. Sonsuza kadar sizden nefret edecekler…”. Ama o yine de bana mikrofonu vermeyi reddetti. Bir anda güvenlikten kurtuldum ve topluma bağırdım: “Felaket yaklaşıyor! Ölmek istemiyorsanız, “Falun Dafa İyi” diye söylemeyi unutmayınız.” Bunu topluma tekrar ve tekrardan bağırıyordum. Ve diğer taraftan memurun mikrofonla topluma: “Bu deliyi dinlemeyiniz. Felaketten korunmaya devam edin…” dediklerini duyuyordum. İnsanlar bana bakıyorlardı ve her birisinin farklı tepkisi vardı: birileri şaşırmış, diğerleri bana acıyorlardı, üçüncü bir grup ise kızıyordu. Onların tepkilerini düşünmek için hiç zamanım yoktu, çünkü artık gökyüzünün kenarından yaklaşan kırmızı bulutları görüyordum ve bu felaketin imasıydı. Ben daha da endişelendim ve kendimi toplumun içine ittim ve onların: “Falun Dafa iyi” diye söylemeleri gerektiğini bağırmaya başladım. Ama orada benim sesim çok zayıftı ve kimse bana önem vermiyordu. Ben daha da çok insanın toplandığı yerlere koşuyordum, bağırıyordum, bağırıyordum ve bağırıyordum. Ama toplumun çaresizlikten üzüntü sesleri benim sesimi yutuyordu.

Ben önceki gibi, bunu daha da önce onlara söyleyemediğim için çok pişmandım! Ne kadar insan kurtarabilirdim ki? Felaket başladı, o da Tsunami gibi çok korkunçtu. İnsanlar bunu önemsemediler, kendiliğinden bu doğal felaket olarak düşündüler. Ama bu selin ardından her şey yıkılmıştı.

Sonra çok kötü bir sahne gördüm. Tanrılar geldiler, bu alanda insan seçimini Tanrılar yapıyordu. Suyun büyük bir dalgasının üzerinde duruyorlardı ve suya, insanların toplandığı yerlere gitmesini emrediyorlardı. İnsanların, bu yok edilmeden kaçma şansları hiç yoktu. Sel insanların çoğu öldürüldükten sonra durdu.

Hayatta kalanlar dehşet içinde bu manzarayı izliyorlardı. Onlar sağ kaldıklarını ve şanslı olduklarını daha hissedemeden, ikinci seçme devrimi başladı. Gökyüzünden sayısız miktarda kanatlı canavarlar indiler. Ben ne olacağını görüyor ve biliyordum. Topluma: “Koşun!” diye bağırdım. Ama çok geçti. O kanatlı canavarlar insanları her yerde buluyorlardı ve onları ateşle vuruyorlardı. Tüm dünya korkunç bir alevle kaplamıştı. Ben sadece dehşet sesleri duyabiliyordum. Artık diz çöktüm ve ağlamaya başladım. Sonra Tanrılar geldiler ve şimşekleri kullandılar. Onlar parlak mavi şimşekler ile insanları vuruyorlardı ve yangından sağ kalan insanların çoğu şimşeklerden öldüler. Her tarafta dehşet verici yanmış cesetler doluydu ve ben onların hangisinin yangından hangisinin şimşekten öldüğünü ayıramıyordum.

O anda benim hiç unutamayacağım bir sahne gördüm: bir adam alevlerden kaçmak için bir demir kapıya tırmanmaya çalışıyordu. Tam demir kapıya tırmanmışken ona şimşek çarptı. Tüm sesiyle: “Hayır!” diye bağırdı. Onun alevler içinde nasıl can çekiştiğini görünce, ben son umudumla ona: “Çabuk: diye bağır!” diye seslendim. Ondan artık zor nefesiyle parça, parça çıkan : “Fa - lun Da – fa Ha –o!” sesini duydum. Şaşırıcı bir şey oldu: onun bedenindeki alevler hemen söndü. Giysileri yanmıştı ama kendisi hala direniyordu. Sonra o hala hayatta olduğunu anladı ve yaşlar içinde ağlayarak: “Falun Dafa Hao!” diye bağırdı.

Hala hayatta olan insanların çoğu neler olduğunu gördüler. Bir anda hepsi: “Falun Dafa iyi!” diye bağırmaya başladılar. Onların sesleri uzaklara kadar ve daha da uzaklara yayılıyordu, alevler ve şimşekler söndü. Gökyüzünde kocaman ekran gibi bir görüntü oluştu ve az önceki olan her şey orada gösterildi. Hayatta kalma şansı yakalayan insanlar ekranın önünde toplanmış, birilerinin nasıl öldüklerini kalanların da Dafa sayesinde nasıl hayatta kaldıklarını izliyorlardı. En sonunda herkes diz çökmüş ve tüm kalpleri ile: “Falun Dafa iyi!” diye söylüyorlardı. Etraf değişmeye başladı ve yenidünya başladı.

Orda bunun gibi çok sayıda sahneler vardı, her birisini hatırlayamadım. En çok hatırladığım şey, bu büyük üzüntü, insanların yok edilmesini izleyerek hissettiğim, onlara daha da önce gerçeği anlatıp kurtaramadığım için derin ve büyük bir pişmanlıktı. Fa-düzenlemesi dönemi daha bitmedi. İnsanları kurtarmak için hala zamanımız var. Biz onların tek umuduyuz. Yok, etme başlamadan, biz acele etmeliyiz ve her dakikamızı, her bir saniyemizi insanları kurtarmak için kullanmalıyız. Gelecek için kendinize herhangi bir pişmanlık bırakmayınız!

Çince metin: http://minghui.ca/mh/articles/2009/1/2/192791.html

Clearharmony'de yayınlanan tüm makaleleri kopyalayabilir ya da çıktı alabilirsiniz, fakat lütfen kaynak belirtiniz.