Antik Çin Hikayeleri: Bir Karmik Borcun Tarihçesi

Facebook Logo LinkedIn Logo Twitter Logo Email Logo Pinterest Logo

Büyük Liyakat ve Liyakatsizlik Kitabı: Çin İmparatorluğunun geç dönemindeki toplumsal ve ahlak düzeninin değişikleri adlı eserinde, Brown Üniversitesi Profesörü Cynthia Brokaw, “borcun ödenmesi” (Bao Ying ou报应) hakkında "doğaüstü veya kozmik borcuna inancı, temel inançtır, kayıtlı tarihin başlangıcından beri Çin’deki dinin temel inancı olmuştur." şeklinde yorumlamıştır.

Aslında, karmik borcunun ödemesine tarihçesi geleneksel Çin kültüründe çok sık rastlanmaktadır....

Qing Hanedanlığının zamanında, Qialong döneminde, (elli yedinci yılın Haziran ayında) Andong bölgesindeki bir köyde gebe bir kadın doğurmak üzereyken, bir ebe kadın yardım için çağırıldı.

Kadın hiçbir sorun yaşanmadan sağlıklı bir erkek çocuğu dünyaya getirdikten sonra ebe kadın geceyi geçirmek için o ailede kaldı. Daha sonra koca eve geldiğinde yeni doğanı kucağına alırken mutluluktan havalara uçuyordu. Tanrılara ibadet etmek ve tanrılara verdiği sözleri yerine getirmek için adaklar satın almayı planlıyordu. Karısını ve bebeğini korudukları için çok minnettardı.

Gümüşlerini sakladığı yerine elini atar atmaz, öfkelendi, rengi soldu ve haykırmaya başladı: “Dört tane gümüşü burada sakladığımı herkes biliyordu, nasıl oldu de şimdi yok oldu?” Karısına sualler sorduktan sonra, ebe kadının orada gecede kaldığını ve tahmin ettiğine göre paraları onun aldığı açıkladı. Adam ona gitti ve parayı isterken teşekkür olarak onunla yarı yarıya paylaşacağına söz verdi. Tanrılara ibadet etmesi ve verdiği sözlerini tutabilmesi için paraların diğer yarısına çok ihtiyacı vardı.

Bu sırada, ebe kadının dinlerken çok sinirlendi ve beddua etti: "Doğum yapması için eşine yardım etmeye geldim ve yardımım için minnetini göstermeyi ve bana para ödemeyi düşünürken beni hırsızlıkla suçluyorsun. Demek ki benim iyi niyetim çok kötü anlaşılmış! Sana beddua ediyorum; bana haksızlık yaparsan en kısa zamanda oğlun ölsün; yok ben parayı çaldıysam tanrılar beni yıldırımla çarpsın!" Bunu duyduğunda adamın şüphesi kayboldu ve karısının parayı aldığını ve suçu ebe kadının üzerine atmayı çalıştığını düşünmeye başladı.

Üç gün sonra ebe kadının gelip bebeği yıkaması gerekiyordu ("bebek yıkaması ", başka deyişle "üç yıkaması ", bütün yeni doğanlar için üçüncü günde yapılan dini bir ritüel türüydü). “Bebek yıkaması” gününde ebe kadın gitmedi ve kendi yerine kızına gitmesini söyledi.

Ebe kadından böyle bir davranışı kimse beklemiyordu, fakat “üç yıkaması” gecesinde ebenin kızı ayrıldıktan kısa bir süre sonra bebek öldü. Adam ve eşi, tabut olarak kullandıkları ahşap bir kutuya bebeği koyduklarında çok hüzünlüydü. Ağlayıp haykırıyorlardı: "Ebe kadının bedduası gerçekleşti; bebeğimizin ölümü ondandır, ebe kadına haksızlık yaptık ve şimdi bedeli ödüyoruz!" Bunu duyduklarında insanların ebe kadına olan şüpheleri yok oldu.

Fakat birkaç gün sonra gökyüzü kapkara bulutlara kaplandı ve gök gürültüsü ile şimşekler yağıyordu. Aniden gök gürültüsüyle köy boydan boya sallandı. Köylüler, hayaletlerin ve canavarların kükremesi olduğunu düşündüler. O anda, adamın biri evden çıkıp koşmaya başladığında, “O evde yıldırım çarpmış ve hala dizlerin üzerinde oturmuş iki ceset var, her biri yanmış siyah ellerinde birer gümüş para tutuyor” deyip kaçıyordu. Köylüler yaklaşıp cesetlere baktığında ebe kadını ve kızını gördüler. O anda köylüler gerçeği anladılar paraları çalan kesinlikle onlardı.

Ardında bir mucize gerçekleşti. İnsanlar gördüler ki anne babanın bebeklerini koyduğu tabut, yaşanan şok dolayısıyla yere düştü ve ikiye ayrıldı. Bebek yerde ağlıyordu. Onu aldılar, dikkatlice incelediler ve göbeğinde bir iğne buldular. İğneyi çok dikkatli çektiler ve ufak bir iz dışında bebeğe hiçbir zararı olmadı.

Gerçekler günışığına çıktı nihayet ve insanlar anladılar. Ebe kadın parayı çaldığını ve iftira attığını kabul etmemişti. Söylediklerini ispat etme amacıyla kızıyla birlikte o korkunç tuzağı kurmuştu. İnsanları para çaldığı şüphesini yok etmek ve suçsuz olduğuna inandırmak için “bebek yıkaması”ndan sonra bebeği bir iğneyle öldürmesini kızından istemişti. Hiç düşünmedi ki: "Kötü bir niyet karanlık bir odada bile tanrıların keskin gözünden kaçmaz" Belki sıradan insanları yanıltmıştı fakat tanrıları asla.

Kötülük dolu insanlar göksel varlıklar tarafından kesinlikle cezalandırılır ve söyledikleri bütün kötülükler kendilerine geri döner.

Onları başka kim suçlayabilirdi ki? Hırslarına yenik düşmüşlerdir. Bir kötü kadın kendi ettiği bedduayla, kendi kötülüğünü gerçeğe dönüştürüp tanrıların gazabına uğramıştır, bir günahkar kadına yeni doğanın hayatını almayı istediği için yıldırım çarptı. Bebek ise, kaderinde ölüm olmadığından tanrılar tarafından korundu.


İngilizce metin: İngilizce Metin İçin tıklayınız

Çince metin: Çince Metin İçin tıklayınız


* * *

Facebook Logo LinkedIn Logo Twitter Logo Email Logo Pinterest Logo

Clearharmony'de yayınlanan tüm makaleleri kopyalayabilir ya da çıktı alabilirsiniz, fakat lütfen kaynak belirtiniz.