“Yaşam ve Ölüm”den Kaynaklanan “Korku” Konusunu Nasıl Ele Almalıyız?

Birinci Orta Doğu Falun Dafa Tecrübe Paylaşım Konferansından
 

Fa’yı elde ettikten ve uygulamaya başladıktan sonra, korku takıntısı ilk karşılaştığım takıntılardan biriydi. Bu takıntı aynı zamanda İran’daki diğer uygulayıcı arkadaşlarım arasında da değişik formlarda görülen bir takıntıydı. Başlangıçta, bu takıntı ile ilgili iyi bir anlayışa sahip değilken, kısa zaman sonra bu takıntı yüzeye çıktı, bu takıntım yüzünden oluşan ihtiyatlı davranışlarım için bir bahane bulmaya çalıştım; fakat uygulama süreci boyunca, farklı durumlar altında iyice düşünerek bu takıntımı farklı görüş açılarından anlayabilmek için zamanım oldu; fakat hala bu takıntının farklı biçimlerinden kurtulamıyordum: şöhretimi ve itibarımı kaybetme korkusu, önceden oluşmuş olan fikirlerimi ve düşüncelerimi kaybetme korkusu, işimi kaybetme korkusu, rahatımı kaybetme korkusu ve tüm bunların dışında en zor olan, güvenliğimi ve yaşamımı kaybetme korkusu, vs.

İran uygulayıcıları arasında yapılan grup paylaşımları ve tartışmaları sırasında ilginç olan Dafa aktivitelerinin koordinasyonuna bakış açımızdı, eski uygulayıcılar genelllikle yeni uygulayıcıların heyecan takıntısı olduğunu dile getirirlerken yeni uygulayıcılar eski uygulayıcıların korku takıntıları olduğunu söylüyorlardı ve tabiki, diğerlerine nazaran Fa’yı uzun zaman önce elde ettiğim için bende eski uygulayıcılardan sayılırdım.

Zhuan Falun’un Altıncı bölümünde, Shifu bize Budizm’den bir hikaye anlatıyor, “Bir zamanlar Luohan olmak için çok çaba sarfetmiş biri varmış. Bu kişi neredeyse Doğru Meyve Konumuna gelip Luohan olmak üzereymiş -nasıl sevinmesin? Üç Diyarı aşmak üzere! Fakat bu gibi bir sevinç, halinden fazlaca memnun olma takıntısıdır. Bir Luohan sarsılmaz bir zihinle, daima her şeyden muaf bir durumda olmalıdır. Fakat o düştü ve uygulaması boşa gitti. Tekrar en baştan başlaması gerekiyordu. Zahmetli bir çabanın ardından tekrar bu konuma kadar kendisini geliştirdi. Bu sefer de korktu ve: “Bu kez heyecanlanmamalıyım. Aksi takdirde yeniden düşerim” diye düşündü. Endişelendiği için tekrar düştü. Korku da bir tür takıntıdır.”

Neden Shifu, bu bölümde Fa’yı anlatırken, bir kişinin düşme sebebi olarak heyecan ve korku takıntılarından bahsetmişti ve bu ikisini beraber açıklayarak anlamlarının altını çizmişti? Bir yandan, biraz önce bahsettiğim gibi, eski ve yeni öğrencilerin, birinin diğerine söylediği bu iki takıntıydı. Yeni oluşan anlayışımda farkettim ki, heyecan ve korkuya geniş açıdan bakıldığında, kaybetme ve kazanma ile aynıydı. İnsanlar birşeyler elde ettiği zaman mutlu olmaları beklenir, ne kadar küçük olduğu önemli değildir, ve birşeyi kaybetmenin riski ile yüzleşildiğinde ona karşı ilgi duyarlar, ne kadar değersiz olduğu önemli değildir, onunla ilgilenmeye başlarlar. İşte o zaman bu, heyecan ve korku takıntıları ile kaybetme ve kazanma konusu arasındaki gerçek ilişki değilmidir? Fa’yı ilk öğrendiğimde, bu kadar muhteşem birşey öğrendiğim için çok mutlu olmuştum ve heyecanlanmıştım, bu yolla yavaş yavaş Dafa aktivitelerine katılmaya başladım ve Dafa için birşey yapmak beni memnun ediyordu, ne kadar küçük olduğu önemli değildi ve kendini beğenme takıntısına önem vermiyordum, bu benim kazanmaya karşı olan heyecan takıntımdı.Aslında, kendini beğenme takıntısı bir kişinin xiulian uygulama sürecinde duraksamaya sebep olur ve hatta uygulayıcının düşmesine sebep olabilir. Uygulamaya başladıktan birkaç yıl sonra ve bu takıntının farkına vardıktan sonra, yavaş yavaş başka bir takıntı daha ortaya çıktı. Kritik durumlarda, tüm bu bana ait olan şeyleri kaybedeceğim diye endişeleniyordum ve üstelik, gerçekleri açıklamak için endişe duymadan sadece Fa çalışmanın, egzersiz yapmanın ve doğru düşünceler göndermenin rahatlığını kaybetmekten endişeleniyordum, tüm bu bana ait olan şeyler risk içindeydi. Aslında, bu sefer sadece kendini gösteren birşeyleri kaybetmenin korkusu takıntısıydı ve tabi ki en zor olanı da ölüm ve yaşam konusu ile yüzleşmekti.

Fakat uygulayıcılar bu konuda nasıl davranmalılar? Falun Gong kitabının üçüncü bölümünde, xinxing’in içsel anlamını anlatırken Shifu diyorki, “Xinxing, kazanç ve kayıp olgularının nasıl ele alınacağını kapsar. “Kazanç” evrenin doğasına uyum sağlamak içindir. Evrenin doğasını Zhen-Shan-Ren oluşturur. Bir uygulayıcının evrenin doğasına olan uyumunun derecesi, sahip olduğu erdemin miktarına yansır. “Kayıp” açgözlülük, servet peşinde koşma, şehvet, arzu, öldürme, kavga, hırsızlık, soygun, aldatma, kıskançlık..v.s gibi negatif düşüncelerin ve davranışların terk edilmesi içindir. Eğer kişi yüksek seviyelere doğru xiulian uyguluyorsa, insanın doğasında varolan “isteğin” peşinde koşmayı kırıp geçmeli, kendini bundan kurtarmalıdır. Yani bir başka ifade ile, tüm bağımlılık, takıntı ve saplantılarınızı terk etmeli, itibar ve kazanca ilişkin tüm meseleleri hafife almalısınız.”

Xiulian uygulaması süresinde, güvenlik endişesi ile ciddi bir şekilde her karşılaştığımda, üzerimde etki bırakan, korku biçminde ağır bir yük hissediyordum. Aslında hayat ve ölüm testinin daha başlangıcında olan kendimi anlattım, bununla siz nasıl başederdiniz? Onu önemsememeyi ve onun ortaya çıkmasını önlemeyi başarmakta zorlanıyordum,fakat tüm bunlara rağmen derinlerdeki korku hala ortaya çıkıyor ve etrafımda dolanıyordu. Bu korku nereden kök saldı ve neden ölüm korkusunu bırakabilmekte bu kadar acizdim?

Bu konu ile ilgili son zamanlardaki anlayışımda, farkettimki gerçekte ölüm ve yaşam korkusunu bırakabilmek, her kişinin karşına çıkacak olan yenilgi kapsamındaki son kademeydi, ve bu sebepten dolayı bu kişi birçok baskının üstesinden gelebilmek zorundaydı. Kendi kendime şunu sordum, uzun zamandır yüzeyde duran ve daha az önemsiz olan, açgözlülük, şöhret, rahatlık,şehvet ve tembellik gibi takıntıları bırakabilmekte çok rahat ve zayıf davranıyordum, ölüm ve yaşamı bırakabilmek gibi önemli bir takıntı ile karşılaştığımda nasıl doğru bir şekilde davranabilecektim. Bu takıntıların birikmesi kritik durumlarda bir kişiyi daha savunmasız bir hale getirmiyor mu? Bir başka deyişle, bir uygulayıcı olarak kim bu takıntıları gözardı ederse ve ciddiye almazsa, ölüm korkusu ile karşılaştığında kolaylıkla bir kez daha kaybetmesi doğaldır.

Küçük takıntılar elimize düşen kar taneleri gibidir, bir süreliğine iyi hislere sahip olabiliriz, fakat onların birikmesi kritik durumlarda bize çarpan bir çığa sebep olur ve kesinlikle onunla karşılaşmak kendisi ile birlikte büyük bir korku getirecektir.

Şimdiki anlayışımla, artık direk olarak korku takıntısından kurtulmanın çözümünü aramıyorum; bunun yerine, farklı şekillerde “kayıp” ile karşılaştığımda, ne kadar küçük olduğunu önemsemeden çok daha ciddi davranmaya çalışıyorum. Eğer bir uygulayıcı herhangibir şeyi kaybetme korkusunda sahip değilse, ölüm ve yaşam konusu doğal olarak var olmayacaktır.

Anlayışımda herhangi bir hata varsa lütfen belirtiniz.

Clearharmony'de yayınlanan tüm makaleleri kopyalayabilir ya da çıktı alabilirsiniz, fakat lütfen kaynak belirtiniz.